Cephe

Façade

| Eylül 2019


Doğum sadece insanoğluna özgü bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Biraz düşündüğümüzde şu ana kadar içinde bulunduğumuz, işe veya okula giderken yanından geçtiğimiz ya da fotoğraflarda gördüğümüz her mekanın bir doğum süreci geçirdiğini fark edebiliriz. Bu mekanlar öznel ve soyut bir fikir olarak başlayıp gözle görülür, belli bir alan kaplar hale gelir. Hepsi birbirinden farklı kimliklere, özelliklere ve ihtiyaçlara sahiptir.

Geçtiğimiz Mart ayında ArtAnkara kapsamında düzenlenen sergide dikkatimi çeken bu eser sayesinde bir binanın oluşum süreci ve o binanın sahip olduğu kişilik özellikleri hakkında düşünme fırsatım oldu. Bir binayı sadece beton ve tuğla olarak görmek yerine bu konuya biraz daha derin bir anlam kazandırılmak istenen bu eserde yaşlı bir kadınla eski bir yapının birbirine olan benzerliğinden yararlanılmış. Kadının elbisesini taşıyan iki adet sütun aynı zamanda zengin süslemelere sahip olan çatıyı da ayakta tutuyor. Kadının yapıyla eşleşen ten renginden yola çıkarak ikisinin de yorgun, yıpranmış ve soluk bir görünüme sahip olmaları sanatçının yansıtmak istediği fikir ile de uyum sağlamış. Eserin ismi de ikili arasındaki bu ilişkiden yola çıkılarak “Eski Şehir” konulmuş.

Yapının dış cephesi baz alınarak insan kimliğine bürünen bina, tıpkı bir insan gibi, kendine özgü bir karaktere ve görünüşe sahip olabilir miydi? Peki, bir mimar binanın karakterini neye göre belirler ve o karakteri binaya nasıl yansıtabilirdi?

 

Cephe tasarımı, bir mimarın binaya karakter kazandırmak için kullanabileceği belki de en etkili yöntem olarak değerlendirilebilir. Tıpkı herkesin farklı bir görünüşe ve karaktere sahip olduğu gibi bir mimar da aynı olguyu kendi tasarımına aktarabilir. Tasarımda en önemli rollerden birine sahip olan dış cephe kişinin yapıyla olan ilk izleniminin de yorumcusudur. Bu bakımdan günlük hayatımızda biriyle karşılaştığımızda bıraktığımız ya da aldığımız izlenim olarak da nitelendirebiliriz.

 

Kullanılan zıt malzemeler ve canlı renkler ile genç ve dinamik bir cephe tasarlanabilirken her yeri cam ile kaplı bir cephe tasarımı ile dürüst ve net bir karakter de sergilenebilir.  Louis Sullivan’ın Garanti Binası ve Michael Graves’in Portland Binası cephe tasarımı alanında “ciddi” olarak tanımlanabilirken Frank Gehry’nin Guggenheim Müzesi’nde ve Dans Eden Ev’de kıvrımlı ve organik formlara baskın olarak yer vermesiyle bu binalar “eğlenceli” bir cephe tasarımına örnek gösterilebilir.

Yapının fonksiyonuna göre şekillenen bu karakter sadece dış cephe tasarımıyla sınırlı kalmayıp iç mekanda da devam eder. Merdiven stilinden korkuluğa, zeminde kullanılacak olan malzemenin kalitesinden ışıklandırmaya kadar içmimarın birçok alanda vereceği karar mimarın cephede yansıtmak istediği karakter ile uyum yakalama yönünde atılmalıdır.

 

Grafiker/Graphic Designer: Görkay Düzgün

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?