Caravaggio

Gözleri Kamaştıran Bir Işık Ve Yaşamın Sona Erdiği Zifiri Karanlık

| Mart 2018


Resmedilen değişimden korunur. Değişen ise insanlar ve düşünceleridir. Peki değişimin ta kendisi değişmeyene konu olursa? Caravaggio sanatında rahatsız edici gerçeklikte tuvaline aktardığı, dünyada yaşlanan ve bozulanı konu edinmekte hiçbir çekince görmedi. Solup kıvrılmış yapraklar, mor halkalı baygın gözler, çatlamış dudaklar ve kanlı canlı görsek bizi belki de iğrendirecek her türlü detay onun resimlerinin baş tacı oldu. Rahatsız atmosfer ve tüm çıplaklığıyla gerçeklerdi gözleri dolduran. Üstelik bunları ışık ve gölgenin aşırılığı ile yeni, cesur ve dramatik bir teknikle sunuyordu. Gözleri kamaştıran bir ışık ve yaşamın sona erdiği zifiri karanlık resimlerinin ana elementleriydi. Caravaggio’nun öncülüğünü yaptığı bu tekniğe “clair obscur” (yarı karanlık) adı verildi. Bu anlatımı yorgun dini temalarda kullandığında bile ışığın ve karanlığın şiddeti ile parlayan bir heyecan barınıyordu resimlerinde.

Bitkiler, insanlar sürekli değişiyor; yaşlanıyor, ölüyorsa mükemmeli çizmek kocaman bir yalandı Caravaggio’ya göre. Bu, sanatta bir problem değil de aslında hayatın problemiydi. Caravaggio’nun sanatı çirkindi. Hilekârlar, sarhoşlar ve şiddetle dolu, solmuş ve  yıpranmıştı; tıpkı hayat gibiydi. Onun hayatı tam da böyleydi. Sanatındaki şiddetli gerçeklik hayatındaki şiddetle eşdeğer düzeydeydi. 17. yy Roma hükümetinin onayladığı asma, kafa kesme ve dörde ayırma sıradan olaylardı ve O, tüm gerçekliği boyaların ardına saklamak yerine boyalarını gerçekleri sahneye çağırmak için kullanıyordu. Caravaggio’nun ne sanatı ne de kendisi mükemmeldi ve asla öyle olmayı amaçlamadı. Sanatının yolundan giden Caravaggio belki de bu noktada hatalıydı. Sanat eserlerinin yaşamadığını yani bir değişime maruz kalmadığını fakat kendinin akıp giden bir hayatı olduğunu kaçırmıştı belki de. Bence Caravaggio sanattaki amacını bulurken hayattaki amacını yitirmişti. Zira onun da tecrübe ettiği gibi hayatta çirkinlikler ve şiddet, resimlerdeki gibi donup kalmıyor üst üste binerek misliyle geri tepiyor, sorunlar baş gösteriyor. Sanatçı da hayata karşı sergilediği bu tutumu yüzünden fazlasıyla belaya bulaştı kısa yaşamı boyunca.

Bir tabloyu anlamak için iyice yaklaşmak fırça darbelerinin nereden geçtiğini hayal etmek gerekir. Detayları yeterince ve doğru şekilde incelersen kulağına fısıldar bazı tablolar. Ressamın en son hangi tonda neden karar kıldığını o zaman hissedersin. Örneğin “Lazarus’un Dirilişi” tablosunu incelerken fısıltılara kulak verdikçe esere yönelttiğim romantik bakış ve zihnimde sıraladığım muazzam methiyeler silinip yok olur. Yavaş yavaş tablonun boya katmanları ile örtülmüş totaliter tarafı açığa çıkmaya başlar. Bir süre sonra tehdit edildiğini anlarsın. Fırçalarda can bulmuş ölümsüzlükle nitelenen insan figürlerinden sonra yıllar sonra bile sanki 3 gün önce mezarından çıkmış gibi duran Lazarus’a odaklanır bakışın. Toblonun ismi isa’nın çarmıha gerilmesinden önce öldürdüğü lazarus’u 3 gün sonra mezarından çıkararak diriltmesinden gelir. toblada İsa’nın müritlerinin Lazarus’u sevmesi için ölmesini bekleyen nekrofilik bakışlarının odağındadır Lazarus. Evet, tablo bir mucizeyi yansıtmaktadır. Yine de bu mucize Caravaggio’nun mudur İsa’nın mıdır tartışılır.

Ulaşamayacağını bildiğin halde mükemmelliği hedeflemek sonuçsuz bir çabadır elbette. Ama yaşama anlam katan uğruna çaba harcadığımız hedefler değil midir? Hayat, hedeflerimize vardığımız bir an değil öncesini de kapsayan bir süreçtir. Öyleyse yalnızca bir anın barınabildiği tablolar da değişimi tüm çirkinliğiyle birlikte göstermediği sürece gerçek değildir. Süpürüp atmak istediğimiz kuru yapraklar, kamufle ettiğimiz mor halkalar ise değişen dünyada kendimizi kalıcı kılmak için nafile çabamızın kurbanlarıdır. Onları saklarız, yok sayarız. Camus’nun da sorguladığı üzere “Ölümle biten yaşam saçmadırevet. … Ama, yaşam ölümle bitiyor diyekapayacak mıyız gözümüzü, hayatın güzelliklerine, bunlar yanında insanların acılarına, çaresizliklerine?” Yitip gidenden korkmak, saklamak bu kadar gerekli mi? Carravagio sanatı ile bize hala resmetmekten bile çekindiğimiz gerçek dünyayı gösteriyor. Yüzyıllar ötesinden bir ses olarak hayatın gölgelerinden korkmadan, gerçekleri benimsemeye çağırıyor.

 

Kaynakça:

Film Caravaggio 2017

Camus, Albert. “Yabancı, Çev.” Vedat Günyol, Can Yayınları, İstanbul (1999).

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?