Boşluklara Dair

About the Gaps

| Mayıs 2020


Evde geçen saatler, televizyonda tekrar tekrar dönüp duran haberler ve bir anda orta yerinden kesilip atılan bir sosyal hayat… Eskiden çok sevdiğim biri “Didem hayatta gördüğün şeylere önce çok şaşıracaksın ama sonrasında alışacaksın.” demişti. Bir anda kendimizi bir salgının ortasında bulduk. Ben de herkes gibi içinde bulunduğumuz duruma alışmaya çalışıyorum, sevdiğim birçok insanın evimden görünen “Toroslar” kadar uzak olmasına şaşırıyordum ama gün geçtikçe buna da alışıyorum.

Hours spending inside the house, the news keeps turning again and again on the TV and the social life suddenly cut right in the middle… Once someone I love said, “Didem, whatever you go through in this life, you will be surprised first, but you will get used to it.”. We suddenly found ourselves in an outbreak. Just like everybody else, I am trying to get used to it. I was surprised by that most people I love are as far away as the Taurus Mountains that I can see through my window, but I am getting used to it as time goes by.

Sosyal medyada aklını yerinden oynatmak üzere olan bir sürü insan görüyorum. İnsanlar günlük hayatın koşuşturması içinde olmaya o kadar alışmışlar ki bir anda evlerinde kendi kendilerine kalmak onlara fazla gelmiş. Bendeki etkisi bundan farklı oluyor. Yoğun geçen okul günlerimde yapmam gereken o kadar fazla iş oluyordu ki kendimle baş başa kalacak; kendim ve hayatım hakkında uzun uzadıya düşünecek bir zaman bulmak neredeyse imkânsızdı. Şu an ise vakit bol ve kendimle baş başayım. Düşünceler muzır bir tilki gibi aklımda dolanırken, aile koktuğuna yemin edebileceğim gri koltuğuma serilip kendimi bu düşüncelerin kollarına bırakıyorum. İnandıklarım üzerine düşünmeye başlıyorum. İnsan olmanın özünden gelen “inançlarım” konusunda çelişkilerim ile yüzleşiyorum. Kendimde bulduğum şeyler, fark ettiğim derin boşluklarım… Bu boşlukları bazen aitsizlik diye adlandırıyorum, bazen aşksızlık, bazen yalnızlık… Boşluklarım bir gün dolacak mı, bilmiyorum. Bu boşlukları doldurmaya çalışmanın yanlış bir yaşam motivasyonu olduğunu biliyorum. Çünkü eksiğiyle fazlasıyla “fazlalıklarım ve boşluklarım” birbirini dengeliyorlar. Bu benlik ne kadar kusurlu da olsa memnun olduğum bir ‘ben’ ortaya çıkarıyor.

I see people on social media who are about the lose their minds. People are so adjusted to being in the rush of daily life that it is too much for them to stay alone with themselves. The effect on me is different. I had a lot of things to do on my busy school days, therefore, it was almost impossible to stay alone with myself; to think about myself and my life for a long time. Now, I have a lot of time and I am alone with myself. While thoughts are wandering around on my head like a mischievous fox, I sit on my gray sofa where I can swear that smells like a parent’s home and I leave myself into the arms of these thoughts. I start thinking about what I believe. I am facing the conflicts of my “beliefs” which come from the essence of being human. Things that I find in me, my own deep gaps that I realized… Sometimes I call these gaps as the missing feeling of belonging, missing love, sometimes loneliness… I don’t know if those gaps will ever be filled. I know that it is not the correct way of life motivation to try to fill them. Because my excesses and gaps are compensating each other. Even though how much it is imperfect, it reveals a new “me” that I am satisfied with.

Bana ve yalnızlığıma içselleştirdiğim mevzular eşlik ediyor. Bir çiçeğin solgunluğunda ya da bir kitap ile içimdeki boşluğa çareler bulabiliyorum. Bazen ise kendimi aynı boşlukları paylaştığım bir dostumun buruk bakışlarında görüyorum. İçinde bulunduğumuz karantina durumundan şimdilik memnun olsam da  dur durak bilmeksizin ilerleyen yaşamım olmadan da zaman akmıyor. Etrafı aydınlatmaktan bıktığını hissettiğim bir sokak lambası dolup taşmalarıma eşlik ediyor. Sabahlanan günlerin sonunda fakülteden çıktığımda yerde uyuduğunu gördüğüm kedi yalnızlığıma ve yorgunluğuma eşlik ediyor. Geçmişe dair kötü anılarımın canlandığı günlerde bir kaldırım köşesi tutuyor elimden. Üzerinde bir sürü sigara söndürülmüş ama yine de kaldırım olmayı haklı bir gurur gibi göğsünde taşıyan bir kaldırım köşesi bu.

The issues I internalized are accompanying me and my loneliness. I can find remedies for the gap inside from a faded flower or a book. Sometimes I see myself in the eyes of a friend with whom I am sharing my gaps. Even though, for now, I am pleased with this quarantine situation, the time does not flow without my life that keeps going non-stop. A street lamp that I feel bored with lighting is accompanying my overflows. A cat that I see sleeping on the ground when I was leaving the faculty after sleepless days is accompanying my loneliness and tiredness. A corner of a sidewalk holds my hand when bad memories come back. It is such a corner that it is proud of being a sidewalk despite the cigarettes put out.

Sokak özlemi içimi kaplamak üzereyken annemin keki yardımıma koşuyor. Annemin özenle yaptığı ıslak keki parçalara bölerken herkese istediği büyüklükte bir dilim kesmenin kaygısı içindeyim. Kek de bu kaygımı anlıyor olsa gerek, kendisini sağa sola atarak benimle dalga geçiyor. Gün batımının dinginliğine yaraşır bir şekilde dilimleri yavaşça tabaklara yerleştiriyorum. Tam servise hazırlanırken kekin kremasını yerle bütünleşmiş bir şekilde hüzünle bana bakarken yakalıyorum. Bütününden koparılmış ya da hiç bütün olamamış halim ve hayalini kurup gerçekleşeceğini sanarken bu kek kreması gibi yere yapışan isteklerim çarpıyor yüzüme. Halının üzerine serilip desenlere karışmaya çalışmam da ekleniyor bunlara. Yerdeki kremayı silerken kötü hislenmelerimi de hafif hafif siliyormuşçasına rahatlıyorum. İnsan yalnız kaldığı zaman kekin kremasını bile içselleştirebiliyor. 

When the craving for streets is about to cover all over me, my mom’s cake runs for help. While cutting the cake that my mom made carefully, I am worried about portioning it as everyone pleases. The cake must be understanding my anxiety; it makes fun of me by throwing itself to the sides. I am placing the pieces on the plates in a way that it suits the serenity of the sunset. Right before I am ready to serve, I see the cream of the cake laying on the floor and looking at me with gloomy eyes. My being that is taken off from its whole or has never been a whole and all of the wishes that I was dreaming to become true falling down to the ground just like the cream of the cake are hitting my face. Laying on top of the rug and trying to get mixed with the patterns are being added to these. I am relaxing while cleaning the cream on the ground as if I am cleaning the bad feelings. A person makes a cream internalized when s/he is alone.

İstediğim zaman kendime, hissettiklerime, boşluklarıma bulabileceğim çarelerin sonsuzluğuna ve saçmalığına karşı gülüyorum. Kendi düzenimin içinde boşluklarımı doldurmadan, eksiklik ve fazlalıkların dengeleriyle ‘ben’ olmayı öğrendim. Basit olmalı yaşamak, boşluklar doldurulmadan, onlarla savaşılmadan geldiği gibi yaşayıp gidebilmeli insan. Bu yazıyı bir şekilde boşluklarıyla barışmaya ihtiyaç duyan birilerine eşlik etmesi umuduyla buraya bırakıyorum. 

I am laughing whenever I want to myself, my feelings, the infinite number of the remedies to my gaps, and their stupidity. I have learned to become “me” by compensating my excesses and deficiencies without filling the gaps inside my own order. Living should be simple, people should leave as they come without filling the gaps, and without fighting with them. I am leaving this post here hoping that it would somehow help someone who needs to make peace with his/her own gaps.

Editör/Editor: Nur Yılmaz

Grafiker/Graphic Designer: Deniz Vadi Töngür

Çevirmen/Translator: Simay Aybüke Larçin

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?