Bomonti Bira Fabrikası

Alexis Sanal ile Röportaj

| Aralık 2015


Mimari perspektifinizden bahsedebilir misiniz?

Kentsel mimarlık bizim odak notamızda yer alıyor. Materyal tasarım, mekan ve şehir planlamayı bilgiye dayalı bir pratiklik olarak görüyoruz. Projelerimizi bir amaca hizmet edecek şekilde tasarlıyoruz. Onlar için kolay, yaratıcı çözümler bulmaya çalışıp; ekonomi, eğitim ve toplumsal kalkınmayı arttırmayı hedefliyoruz. Toplumun sorunlarını ve aslında daha önemlisi, toplumun önümüzdeki 10 15 yıl içerisinde geleceği aşamayı planlamaya çalışıyoruz. Çünkü mimari gerçekten büyük bir yatırım. Bizim yaklaşımımız bu.

 

Tasarım yaparken ana kriterleriniz neler, tasarım sürecinizi anlatabilir?

Bizim için ikisi de ayrı değil. Biz tasarım sürecimizde, müşteri ve toplum grubuyla birlikte çalışıyoruz.
Bir fikir oluşturmaya çalışmaktansa problem ne onu anlıyorum, problemi mimari ve şehirsel tasarım prensiplerine bağlı bir şekilde çözüyorum. Bu yüzden, tasarım süreci, tasarımı beğenip beğenmemenizle ilgili değil. Bu, tasarım, probleme uygun mu değil mi onunla ilgili. Benim güzelliğe bir tutkum yok, önemli olan insan ihtiyaçlarına cevap vermektir.

 

‘Yıldız Mimar’ olgusu hakkındaki görüşleriniz neler?

Düşüncelerimiz 80 yılın üzerinde, sıra dışı işler yapmasıyla tanınan Frank Gehry ile benzer. Bunu açıklamak için film endüstrisinden gelen bir benzetmeyi tercih ederim: Tom Cruise’u hepiniz biliyorsunuz. Kendisi sıra dışı filmler yapıyor ve film endüstrisi üzerinde inanılmaz bir etkisi var. Görülmesi ve izlenmesi heyecan verici şeyler yaratıyor. Diğer yandan, film endüstrisinde Tom Cruise kadar tanınmış olmasa da önemli işler yapan başka isimler de var. Bu isimlerin daha az tanınıp biliniyor olması daha az önemli olduklarını anlamına gelmiyor.

 

Firmanız için seçeceğiniz mimarlarda yurtdışı deneyimine sahip olması bir kıstas mi, yurtdışı eğitimine bakış açınız nasıl?

Hayır, bir mimarın azimli olmasını ve ihtiyacı olan eğitimin peşinden gitmesini gerekli görüyorum. Yurtdışı lisans eğitimi ya da yurtdışında staj yapmak için uğraşanlar genellikle daha başarılı olmaya eğilimli oluyor. Yurtdışı deneyimi iyi olmanın bir gereksinimi değil tabi ki ama karşımıza genellikle bunun sonucu olarak çıkıyor.

 

Türkiye’ye gelmeden önce Los Angeles’ta çalışıyordunuz, iki şehrin mimari anlamda fark ve benzerlikleri nelerdir?

Farklılıkları var. Bence, iki şehir de batının çizgilerini taşıyor, ikisi de yüksek üretim ekonomisine sahip ve İstanbul gerçekten heyecanlandırıcı bir değişime uğruyor. Büyük genç ekonomi sonunda şekillenmeye ve kendi sesini duyurmaya başladı. Gerçekten heyecanlandırıcı bir zamanda burada olduğuma inanıyorum. Hala bilinmeyen çok fazla şey de olduğu için, şehir tahmin edilemez bir hal alıyor. Tüm bunlar işi zorlaştırıyor. Bu durum çalışmaların bütününün gelişimini zorlaştırıyor.

Türkiye altyapısı düzenlemesiyle birçok probleme sahip olan bir ülke, bunun mimariye yansıması nasıl, düzeltilebileceğini düşünüyor musunuz?

Bu altyapıyı düzeltmekle alakalı değil, bu onu yaşanabilir yapmakla ilgili bir durum. İnsanlar İstanbul’da yeşil alan olmadığını söylüyor. Bu tam olarak doğru değil, sadece ulaşılabilir değiller. Ulaşım sisteminin iyi çalışmadığı söyleniyor, aslında gayet iyi işleyen bir sistem var, sadece rahatlık açısından uygun değil. Bence, altyapıyı geliştirmeye odaklanmaktan çok, yaşam kalitesini arttırmaya odaklanmalıyız. 20 yıl içinde, İstanbul’un harika bir şehir olacağına inanıyorum.

Bizlere verebileceğiniz tavsiyeler neler?

Bence iyi bir mimar olmak için öncelikle iyi bir mimarı anlamak gereklidir. Diğer işlerde de olduğu gibi, sizlerin etkili olabilmeniz için önünüzde yaklaşık 20 yıllık bilgi ve yeteneklerini geliştirme süreci var ve eğer buna yatırım yaparsanız, kendinizi 20 sene içinde çok iyi bir yerde bulursunuz. Eğer boşa harcarsanız, amacınıza ulaşamamış olursunuz. Tabi ki bunun istisnaları var. Benim genç mimarlara önerim, seçtiğiniz işin doktorluğa benzediğini ve çare bulmakla ilgili olduğunu; iyi fikirlerin kaynağının ileri düzey bilgi birikiminden geçtiğini unutmamanız. Eğer aynı zamanda yetenekliyseniz, bu bir artıdır.

Mastırınızı dijital kültür üzerine yapmışsınız, bize dijital kültür ve etkilerinden bahsedebilir misiniz?

Şehir planlama ve şehir tasarımı üzerine lisans yaptım ve dijital kültür üzerine odaklandım. Siz dijital kültürsünüz. Ben mimarlık okulunda okuduğum dönemde elle çizim yapmayı öğrenmek zorundaydım. Dijital kültür şehir ve şehri kullanmaktaki algımızı, şehir ekonomisini, büyük şehirlerin gerektirdiği bilgi kapasitesini değiştirirken, büyük şehirlerde karşılaşılan ana problemleri anlamamıza yardımcı oldu. Siz bunlarla büyüdüğünüz için, onlar olmadan önceki hayatı ve bu hayatın değişimini hayal etmeniz zor. Ama ben üniversiteye gittiğimde cep telefonları bile yoktu. Yani, bu durum binaları ve kentleri düşünme şeklimizi yeniden şekillendirdi. Birlikte çalışmak için herkesin birlikte olmasına gerek kalmayan yeni bir düzen geldi. Dünyanın diğer ucundan biriyle Skype üzerinden iş görüşmesi yapmak şu an çok kolay, fakat bu durum dijital kültürden önce mümkün değildi. Bunun mimari üzerinde etkisini basit bir örnekle açıklamak gerekirse, Skype ile kurduğumuz iletişim şekli, konferans odalarının ihtiyaç ve özelliklerini değiştirdi, tasarımdaki algımız üzerinde etkisi büyük.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?