Bir Sokak Sanatı (mı?) : GRAFFITI

Artık sokakların ruhu var, şehir ise bir tuval!

| Mart 2018


Sokakların aslında söyleyecek çok şeyi var ve sanatın da herkese bedava sunulan bir formu… Sokak sanatını tanımlamaya gelirsek; toplumsal alanlarda yaratılan ve içerik olarak sanat çevresinin dışında yer alan bir görsel sanat türü diyebiliriz. Bu sanatı icra eden insanların tuvali, şehrin hepsi; onlara kaldırımda, yolda, sokağın herhangi bir yerinde rastlayabilirsiniz.


80’lerin başından beri popüler olan ve gittikçe yaygınlaşan sokak sanatının yaygın bir dalı ise tabii ki Graffiti. Her ne kadar onu “vandalizm” olarak yargılayan bir toplum olsa da ortaya çok güzel şeyler de çıktığını itiraf etmem gerek! Graffiti; geleneksel sanat anlayışı ve endüstriyel sanata bir tepki olarak doğmuştur ama aslında başkaldırının ta kendisi! Düşünsenize, yolda yürüyorsunuz ve bir anda yan duvarda bir resim beliriyor, ilk başta birkaç fırça darbesi diye adlandırdığımız bu görseller aslında göründüğünden çok daha fazlası. Günümüz dünyasının o kadar da güzel gitmediğini, bizim elimizin tersiyle itip görmekten kaçtığımız acı gerçekleri önümüze koymakta oldukça iyiler, belki de bu yüzden rahatsız edici bulunuyorlar kim bilir!


“Graffiti; görsel sanatların rock and roll’udur, Amerika’dan çıkmıştır ve son 40 yıldır yükselişini tam gaz sürdürüyor.”

Graffiti ve sokak sanatının ayrıldığı noktalar elbette var. İkisi de sanatını sokaklara taşıyor evet ama Graffiti yazarları ilettiği mesajları herkes görsün diye yapmıyor, yani diğer bir deyişle halka çalışmıyorlar. Sokak sanatçısı ise bütünüyle topluma bir manifesto gönderme amacıyla yola çıkıyor. Graffitiyi ‘Graffiti’ yapan şey; sanatının anlaşılmaması ya da mesajının alınmaması gibi bir kaygı gözetmemesi; onlar diğer Graffiti sanatçıları tarafından anlaşılsalar yeterli! “Sanat için mi, toplum için mi sanat?” paradoksu burada da devreye giriyor sanki biraz…

Graffiti sanatının da sokaklardan çıkan kuralları var tabii ki, ve bunlardan biri ‘crosslama’ denilen duvarda bulunan bir Graffitiyi kapatıp üzerine yenisini yapmanın cezası. Yurt dışında bunun cezası diğer çete üyesi tarafından kurşunlanmakmış… Ama Türkiye’de ilk seferinde sözlü uyarı yapılıp, ikincisinde ise dayak atılıyormuş, canım ülkemin insanı!

Bu “tahrip edici” sanat türü, suç niteliği taşıyor olmasına rağmen sanat dünyasında kalıcı bir yer edinmiş ve bunun olmasındaki büyük etkenlerden biri elbette ki ‘Hiphop kültürü’. Onların “kutsal topraklar” olarak adlandırdığı sokaklar bu kültürün de evrimleşmesinde büyük rol oynuyor. Çünkü Hiphop da Graffiti gibi sokaktan gelen, sokağa gidecek olan, hatta ve hatta sokağın ta kendisidir!

2002

Hiphop kültürüyle 1970’lerin başında ortaya çıkan Graffiti, 1980’lerde Pop Art akımından da fazlaca etkileniyor ki her taşın altından Pop Art çıkmasına artık şaşıramıyorum… Graffiti, “Stencil boyama” denilen şablon tekniğini Pop Art’tan almış ve bundan etkilenen dünyaca ünlü bir sanatçıdan bahsetmem gerekirse, tabii ki herkesin aklına gelecek ilk isim Banksy olmalı! Gerçek adını kimse bilmiyor ama bazı rivayetlere göre de kimliği ifşa edilmiş. Sanatçının 3 yılda bir yakalandığı yönünde haberler çıktığından dünyada da baya kulisi dönüyor doğrusu! Eserleri genelde sarkastik yönde;  toplum, ticaret, polis ve savaşla adeta alay ediyor. Popüler kültürün bir parçası olmayı daima reddetmiş ve anti-kapitalist bir düşünceyle eserlerini gerçekleştiriyor Banksy. Eserlerinde ise kullandığı görseller belli: çocuklar, balonlar, yaşlılar, polisler… Kendisinin çok sevdiğim bir sözü var ki ibret alınası türden:

“Sanat, huzursuzları yatıştırmak, keyfi yerinde olanların keyfini kaçırmak içindir.”

Banksy’nin hayatını anlatan ‘Exit Through The Gift Shop’ filminin prömiyeri yapıldığında, Bansky’nin prömiyere gelip gelmeyeceği oldukça merak edilmiş ama o bir mesajla selam göndermeyi tercih etmiştir: “Bayanlar, baylar ve yayıncılar… Sanatın saf heyecanı ve ruhunu aktaran bir film yapmaya çalışmak çok zor bir iştir. Bu yüzden hiç zahmete girmedik. Bu basitçe gündelik hayatın bildiğimiz hikayesidir. İzlemek üzere olduğunuz şey gerçektir, özellikle de yalan söylediğimiz kısımları…”

Banksy Graffiti dünyasında öyle bir yer edinmiş ki; sisteme ve dogmalara karşı çıkan, bir maskenin arkasına saklanarak toplumsal sorunları ve insanların dünyevi acılarını kapatmak yerine üstlerine daha da bastıran bir aktivist o. Dünyanın her yerinde kurulu düzene karşı çıkan eserler yapmış ama aslında en büyük isyanı yine kendisi başlatmıştır: Graffiti’yi!

“ Legal yapılan graffiti, hayvanat bahçesindeki kaplana benzer. Kaplan hala kaplandır ancak artık evcilleşmiştir. Gerçek graffiti illegal ve beklenmedik yerdedir.”

O graffitiyi gördüğünüzde canınız sıkılabilir, mutlu olabilirsiniz ya da belki hiç fark etmeyebilirsiniz. Ama yola çıkıldığı nokta size hep bir şeyleri sorgulatmaktır, ki günümüzde bu kadar yaygın olması da bunu başardığını gösteriyor bizlere!

Benim fikrimce sokak sanatını “sanat” yapan şey,  insanlara sanatın bedava bir formunu sunuyor olması ve gücünü “özgürlükten” alması. Sokaklar bu dünyada yaşamaya değer şeylerden biri; sokak ve sanat birleşince ise ortaya çıkan şey, belki de kusursuzluğun alışılagelmedik bir formu. Biz onu bir sanat türü olarak tanımlasak da; günümüz dünya insanı gri beton dışında bir duvar görünce önünde zaten illa fotoğraf çekilecek, keşke anladığından olsa…

O zaman yazımı Banksy’den de ilham alarak bitirmek istiyorum;

Sevgili Paftamag okuyucuları… Graffiti ve sokak sanatının ruhunu anlatan bir yazı yazmak çok zor bir iştir. Ama biz yine de zahmete girdik. Bu basitçe sokak ve sanatın birleştiği noktadır, bu sokak sanatıdır! Okuduğunuz her şey gerçektir, özellikle de yalan söylediğim kısımlar!

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?