Bir Renge Yolculuk

Umudun, Umutsuzluğun, Geleceğin Rengi: Mavi

| Ekim 2018


Kan kırmızı dudaklar, bembeyaz bir ten, kömür karası kaşlar, beyaz kuğuların yüzdüğü göller kırmızı başlıklı bir kız, siyah kargaların dolaştığı bir orman…Hepimizin aklına farketmeden yereden  tasfirler bunlar. Hepsinde üç rengin baskınlığı; kırmızı beyaz, siyah…

Uzun yıllar boyunca Hint-Avrupa toplumlarında bu üç rengin zıtlığı hakimdi. Beyaz; kırmızı yoğun ve siyah koyu olanın zıttı olarak simgelenirdi. Romanlarda, kıyafetlerde, sanatta, dinde bu üç renkten başka rengin varlığından bahsetmek mümkün değildi.

Fakat o dönemler garipliğin karşılığı görülüp, düşmana eş sayılan bir renk, zorlu bir savaşın ardından kendi varlığını gösterip, en değerli renkler arasında yerini almayı başardı.

Yirmili yaşlarında Heinrich bir gece rüyasında mavi çok güzel bir çiçek görür. Bu çiçek öyle büyülüdür ki genç adam çiçeği tutku haline getirir. Öyle ki annesi ile çiçeği bulmak için uzun bir yolculuğa çıkar. Yolculukta hem kendi iç benliğine hem de şairane yönüne kavuşur Henrich’in aslında ulaşmak istediği mavi çiçek değil; kendisidir. Gerçekte kendini simgelediği renk; üç baskın rengin ardından var olabilen mavidir. Ünlü yazar Novalis’in yazdığı Heinrich’in hikayesi bir bakıma yazarın hayatının bir yansımasıdır. Mavi rengi, o rengi taşıyan çiçeği, kendi duygularını anlatmak için kullanarak, romantizm akımının sembolü haline getirmiştir. Bir anlamda da o dönemde hakim olan bağnaz düşünce yapısına kaleme aldığı eseriyle karşı çıkmıştır. Tıpkı mavinin kalıplaşmış 3 renge olan karşıtlığı gibi. Ne acıdır ki Novalis hikayeyi tamamlayamamıştır. O yüzden mavi çiçeğin şimdi nerede olduğu bilinmemektedir. Kimbilir belki de o kadar uzaklarda değildir…

İris çiçeği adını bir yunan mitolojisinden alır. İris; tanrılar arasındaki iletişimi sağlamak için yeryüzüne kondurulmuştu. İris birbirinden güzel tonlarda renklere sahip olduğu için, tanrılar ona gökkuşağı anlamına gelen bu ismi takmışlardı.İris’in en gizemli rengi mavi olarak bilinir. Mavi irisler bir insan gözünü andıran yapılarında, yeryüzüne veda etmenin verdiği hüznü taşırlar. Vincent Van Gogh buhran döneminde çizdiği 130 tablodan biri olan “İris’in Detayları” tablosunda da masmavi irislerle yalnızlığını anlatmıştır. Belki Novalis’e iris çiçekleriyle haber yollamıştır, tutkun olduğu mavi çiçeğini bulduğunu…

Van Gogh iris çiçeklerinde maviyi; aklındaki karmaşayı anlatmak, bir çıkış yolu bulmak için kullanmıştır. “Yıldızlı Gece” adlı tablosu da ressamın bu çabasının en önemli göstergelerinden biridir. Van Gogh’un ruh haline ilişkin olarak tabloda şiddetli fırça darbeleriyle koyu mavi gece umutsuzluğun ve yıldızlarla umudun, yani umut ve umutsuzluğunun zıtlığı vurgulanır.

“Bakınız, işte gözlerinin önünde gördüğü bu şeyler; başının üzerine açılan bu semada, yazın şu sıcak gecesine mahsus bir buğu ile örtülü zannolunan bu mailikler içinde titriyormuş, dalgalanıyormuş kıyas edilen bütün bu yıldız alayları, bunlar bir baran-ı elmas değil mi?” (Uşaklıgil, 2015).

Umudunu aynı yıldızlı gece de arayan Ahmet Cemil’in sözleriydi bunlar. Bu genç adamın hayalleriyle ve Halit Ziya Uşaklıgil’in kalemiyle nasıl da kusursuzca resmedilmişti gece. Tıpkı Van Gogh’un tablosundaki gibi elmasa benzeyen yıldızlarla süslenmiş lacivert gökyüzünün altına sığınmıştı Ahmet Cemil. Yazar olma hayallerini mai’de bulacağına inanmıştı o gece. O mai’yi izledi hayalleri peşinden gittiği yolculuğunda. Her şeyden habersiz Ahmet Cemil’in yazar olma hayalinin yanında bir başka hayalin gölgesi belirdi bir zaman sonra. Aşık olduğu kadın Lamia idi bu hayal. Bir gün bu gölge mavilere sarıp sarmaladığı umutlarının üstüne bir kara bulut gibi yerleşti ve gökteki yıldızları andıran elmas gözyaşlarını akıttı. Ahmet Cemil’’in üzerine oda veda etti tüm mailerine.

Bir başka kara bulut vardı bu gece. Tuhaf bir ağırlık yüklemişti Paris’in sokaklarına. İki el silah sesi duyuldu. Sanki kara bulutun ağırlığına daha fazla dayanamamış gibi şehir. Carles Casagemas evlenme teklif ettiği aşık olduğu kadının reddine dayanamamış, hem kendi canını hem de ona bu acıyı yaşatan kadını öldürmek istemişti. İlk kurşun sevdiği kadınaydı. Kadın hayretle kendini masanın altına atmıştı. Kurşun onu yaralamamıştı. İkinci kurşun Carles’ın kendisineydi. Elleriyle hayatına son verdiği insanı düşündü. Ne yapmıştı. Şimdi ne yapacaktı. Bir süre sonra Carles’in bedeni yere yığıldı.

Tarih 18 Şubat 1901. Picasso bambaşka bir sabaha uyandı. En yakın arkadaşı Carles Casagemas karşılığı olmayan bir aşka daha fazla dayanamamış canına kıymıştı. Picasso yıkıldı Carles’ı hep uzaklaştırmak istemişti bu hastalıklı ruhtan ama çok geçti artık. Yakında veda edecekti en yakın dostuna. Şimdi ne yapacaktı Picasso? Elbette en iyi yaptığı şeyi…Durmadan boyuyordu tablolarını, sanki tek renk varmış gibi elinde. Mavi mavi mavi … Picasso’nun  hüznünü taşıyan onlarca tablo. Bir dönem adına yetecek kadar çok mavi.

Tarih Eylül 1957 Cannes denizini gören pencereden uzaklara dalan bir adam, Picasso. Masmavi ufka ve camın kenarına konan iki beyaz güvercine bakıyor ve.gülümsüyordu. Yıllar önce düşmanı gördüğü maviyle barış imzalama vakti gelmişti artık. O sıralar yaptığı tabloyu bir kenara bıraktı  ve başladı masmavi umut dolu Cannes’ın dalgalarını boyamaya.

Mavi; umudun, umutsuzluğun ve geleceğin rengi.

 

 

Kaynaklar

Uşaklıgil, H. Z. (2015). Mai ve Siyah. Ankara: Özgür Yayınları (21. basım)

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?