Bir Mimarlık Öğrencisinin Gözünden Finlandiya

Yerel Fin Mimarisinden İskandinav Modernizmine

| Şubat 2018


1920’lerin ortalarında henüz birkaç yıldır bağımsızlığını kazanmış bir ülke olan Finlandiya’nın yeni “modern” kimliğini tanımlamasında mimarlığa yatırımları büyük rol oynadı. Alvar Aalto bu durumun olanaklarından yararlanarak Finlandiya’nın kültürel devrimine katkı sağlayan entelektüellerden biriydi.

Finlandiya’nın yerel mimarisinde hak ettiği yeri edinmiş doğa anlayışını modernist ideallerle yeniden biçimlendiren Alvar Aalto; büyük çaplı projelerinin yanı sıra iç yüzeyler, mobilyalar, ışıklandırma, cam ürünler, kumaşları da eşi ve iş partneri Aino Marsio-Aalto ile birlikte tasarlamıştı. Hacimlerin organik kombinasyonları, farklı materyaller ve ışığı eserlerinde ustaca birleştirdi. Neslinin en tanınmış Fin mimarı Alvar Aalto 50 yıla aşkın sürede 500’e yakın bina ve proje planladı.

 

FİNLANDİYA SALONU

Finlandiya Salonu Aalto’nun birçok eseri gibi “Gesammkunstwerk” olmanın özelliklerini gösterir. Bu kavram, ele alınan arazideki her türlü iç mekân ve dış mekân unsurunun birbirlerine uyum içinde ve estetik değerleri gözeterek ele alınmasıyla mükemmel ve tamamlanmış sanat eserine ulaşılacağını savunur. Eserde de doğa ile tasarım arasındaki ilişki ayrıntılı tasarım kontrolü ve çevre işbirliği içinde sağlanmıştı. Finlandiya Salonu’nun bir yüzü Tööle Koyu’nun olduğu parka bakarken diğer yüzü ana trafiğin aktığı caddeden ulaşımı sağlıyordu. İçeri girdiğinizde elinizi tutuş şekline göre tasarlanmış deri kaplamalı korkuluktan, dairesel formlardan oluşan mekâna özel lamba tasarımlarına kadar adım başı rastlayabileceğiniz detaylar buluyordunuz. İçeride kullanılan materyaller fonksiyon ve formuna göre özenle seçilmişti. Çünkü her materyalin kendi kuralları vardı. Binanın en önemli kısımlarından birini 1,750 kişilik konser salonu oluşturmaktaydı. Konser salonundaki dalgalı formdaki duvar dekorlarında Finlandiya bayrağının renkleri lacivert ve beyazı kullanılarak milli değerlerin öne çıkarılması tasarımın bir parçasıydı. Çizgilerden oluşan ve kimi yerlerde eğimlenen bu dekor Alvar Aalto’nun en belirgin imzalarından biriydi. Bükülen çizgilerden oluşan dekor, tavandaki sistemleri saklayan lineer elementlerle uyum sağlıyordu. Dekor üzerine yerleştirilmiş birbiri üzerine kayan levhalar görünümündeki balkonlar dekora uyumlu bir şekilde dinamik bir görüntü yaratarak seyirciyi sahneye odaklıyordu.

OTANİEMİ ŞAPELİ

Finlandiya’da ziyaret ettiğim binalardan Otaniemi Şapeli hem mimari hem ideolojik üslubuyla ilgimi çeken bir yapı oldu. Çatıya dışardan bakıldığında Aalto’nun birçok eserinde rastlayabileceğimiz arazinin topografyasına göre yapının biçimlenmesini görmek mümkündü. Eğimli çatı ve oturma düzeni bizi pencerenin dışında doğanın içinde bulunan haça yönlendiriyordu. Materyal seçimi Sovyetlerden yeni ayrılmış Finlandiya’nın ekonomik durumu dolayısıyla oturma yerleri ve yapısal eleman olarak oldukça ekonomik bir tercih olan tahta tercih edilmişti. Tuğla da yerler ve duvarlar için kullanılan yegâne malzemeydi. Bu iki malzemenin uyumu ve yarattıkları sıcak atmosfer genelde gördüğüm insanı yalnız ve küçük hissettiren kutsal mekân yapısından çok farklı bir mizaç ortaya koyuyordu. Hem materyallerin sıcak renkleri hem çevrenin ve ışığın doğru kullanımı bu yeri benim için unutulmaz kılan etkenlerdi. Aalto’nun gördüğüm eserlerinde yapı ve çevre ilişkisi peyzaja ve bahçeye açılan manzaralarla sağlanıyordu. Manzara, özellikle soğuk kış ayları düşünülerek gün ışığından iç mekânda en verimli şekilde yararlanmak üzere tasarımda ele alınmıştı. Ayrıca şapelde manzara dini değerler de göz önüne alınarak tasarlanmıştı. Kilise Hristiyan inancı için yapılmış olsa da eski Fin kültürünün parçası olan pagan dinini de yansıtmaktaydı. Fin paganizmi çok tanrılı bir dindi ve temel olarak doğa ve doğanın ruhlarına adanmış bir anlayıştı. Hıristiyanlık geldiğinde doğayı Tanrı’nın yarattığı bilincine varıldı. Haç da tanrının dinini temsil ediyordu. Tanrı doğayı yaratmıştı ve insan gibi doğa da dinin parçasıydı. Din insanın içindeyse haliyle din doğanın da içinde olmalıydı. Böylece haç şapelin hem konumsal hem düşünsel odağına konmuştu.

MYBACKA KİLİSESİ

Gezinin son günü bizimle buluşan Mimar Juha Leiviskä en büyük eserlerinden biri olan açılan Mybacka Kilisesi’nde ışığa ve hayatın akışına göre şekillendirdiği eserini anlattı. Juha Leiviskä ya göre yapılar yalnızca bina olarak değerlendirilmemeliydi. Çevre ile ilişki içinde olması hem mekânların daha fazla alana ayrılmasına olanak veriyordu hem de onu yaşama dâhil ediyordu. Leiviskä’nın mimarisinin karakteristiğinde ışığın ustaca saklanmış detaylarla kullanımı vardı. Mybacka Kilisesi’ndeki lambaların tasarımı ona aitti. Alvar Aalto tasarımlarını çokça andıran lamba tasarımı insanın ışık gözü almayacak kadar kendini gizlerken yeterli aydınlatma sağlayabilecek biçimde tasarlanmıştı. Bu küçük ve ilhan verici tasarımın kilisenin görüntüsündeki rolü yadsınamazdı. Havada görünüşte rastgele yerleştirilmiş çok sayıda tavan ışıkları adeta yüzen bir ışık katmanı oluşturuyordu. Serbest olarak yerleştirilmiş paralel dış duvarlar soluk kahverengi tuğladan örülmüştü. Kilisenin etrafındaki huş ağaçları arasından bakıldığında bu serbest duvarlar çevrenin doğal dokusunu bir nevi taklit ederek, ışığına ve gölgelerine uyumlu bir tutum içinde yükselmekteydi. Bu dizilim sayesinde ışık, paralel iç duvarlar arasından ve çatı pencerelerinden sızarak, içeride dengeli bir dağılım sağlamaktaydı. Barok tarzından esinlenilen org ise birbiri üzerine kayan plakaları andıran duvarlara uyumlu bir şekilde deforme edilmiş ve dinamik bir görüntü kazanmıştı.

MUURSALO DENEYSEL EVİ

Alvar Aalto’nun Muurtsalo’daki yaz evi doğanın içindeki insanlardan ve şehir hayatından uzakta konumlandırılmıştı. konutsal kanatların yamalı görüntüsü ile oluşan beklentinin aksine iç tasarımı açısından oldukça mütevazı bir evdi. Villa, isminden de anlaşılabileceği gibi çeşitli materyal teknik form ve ölçülerin deneme tahtasıydı. Aalto avlu duvarları ve yeri çeşitli kesitler halinde bölmüş bu kesitlere farklı şekil ve ölçülerde tuğla ve kiremitler kullanarak Fin iklimine dayanıklılığını ölçmeyi amaçlamıştı. Avlu, duvarlar ve iki konutsal kanat ile çevrilenmiş yarı kapalı bir formdaydı. Kanatlardan biri oturma odasını diğeri yatak odalarını içeriyordu. Avlunun güney yönündeki duvarları içeriden bakıldığında önünde uzanan muazzam doğayı ve Pӓijӓnne Gölü’nü iki yönden sınırlayarak manzarayı çerçeveleyen bir odak aracı işlevindeydi. İçerideki yamalı tuğla duvarların yarattığı karmaşanın aksine dışarı bakan tuğla yüzeyler huzurlu bir görüntü veren beyaza boyanmıştı. Alanda ayrıca; Fin mimarisi ve geleneklerine uygun olarak tasarlanmış bir Fin saunası, Aalto’nun kendi tasarımı “Nemo Propheta I Patria” adlı bot için tasarlanmış bir barınak olmak üzere yollar ve manzaralarla bağlanmış iki yapı daha bulunmaktaydı.

Kaynakça/References:

ALVAR AALTO’S JYVӒSKYLӒ [Brochure], ALVAR AALTO MUSEUM, Helsinki, 2017.

Wall texts for ALVAR AALTO: ART AND THE MODERN FORM. 4 May. 2017, Ateneum Art Museum, Helsinki.

Juha Leiviskä, Architecture and Urbanism, (April 1995) p. 13

https://divisare.com/projects/329795-heikki-and-kaija-siren-federico-covre-otaniemi-chapelhttp://paradisexpress.blogspot.com.tr/2010/08/experimental-house.html

http://moreartedu.com/school/nnP-%E9%98%BF%E5%B0%94%E6%89%98%E5%A4%A7%E5%AD%A6/

http://www.artek.fi/company/designers/20

https://www.britannica.com/biography/Alvar-Aalto

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?