Bir girişimcinin hikayesi

Açık ekonomi fikri ile Pabbler'ı kuran Ceren Süngü'nün ağzından...

| Ekim 2018


Merhaba, öncelikle bize kendinizden ve girişimcilik projenizden biraz bahseder misiniz?

 

Merhaba, Bilkent İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı Hacettepe Üniversitesi Formasyon eğitimi ile aynı anda tamamlayıp diplomayı aileme hediye ettikten sonra hayallerimin peşinden İstanbul’a geldim. Ankara’da okuyan bir İzmir’li olarak benim için şehir değiştirmek yeni bir maceraya atılmak gibiydi… 12 sene boyunca kurumsal firmalarda pazarlama ve iş geliştirme müdürlüğü yaptıktan sonra paylaşım ekonomisine dayanan bir iş modeli ile Pabbler.com’u kurdum. Kurumsal hayatta mesleğim sebebi ile 34 ülke 128 şehir gezme fırsatı buldum. Her ülkenin kültürüne duyduğum heyecan beni edindiğim tecrübeleri ve hikayelerimi paylaşmaya itti. Görüştüğüm her arkadaşımın gözlerinde parlayan ‘biz de görsek oraları’ tutkusu, bir yol bulup, ‘Onlara da global gezgin olma fırsatını nasıl sunarım?’ sorusu ile beni karşı karşıya bıraktı. İnsanların valizleri dönerken dolu, giderken genelde boş oluyordu ve ben de bu boşluğu hukuka tamemen uygun bir şekilde nasıl kiralarız diye düşünmeye başladım. San Fransisco’da Elon Musk’un oda arkadaşının kurduğu Founder Institute’a kayıt oldum. Bu kuruluşun İstanbul şubesinden mezun oldum. Burada Airbnb, Uber gibi insanlara para kazandıran iş modellerini yakından inceledim ve yurtdışı seyahatlerinde insanlara beraberlerinde götürdükleri ürünler üzerinden para kazandırmaya başladım. İşte 3 Mart 2018’de Pabbler’da böylece doğmuş oldu. Pabbler’ın ismi de aynı şekilde doğdu. Hansel ve Gretel hikayesinde çocukların, evlerine dönüş yolunu bulmak için yola bıraktıkları çakıl taşlarının iz bıraktığı gibi, biz de beraberimizde yurtdışına götürdüğümüz ürünler ile insanların hayatlarına iz bırakıyoruz.

 

Hello, first of all, would you like to tell us a little bit about yourself and your enterprise project?

 

Hi, I simultaneously studied English Language and Literature in Bilkent University and completed my formation in Hacettepe University. After receiving my diploma, I presented it to my parents and came to İstanbul to chase my dreams. As a person from İzmir who lived in Ankara to study; it was like starting a new adventure to change the city I lived in. I established Pabbler.com with a business model based on sharing economy after working in corporate firms as business development project manager for 12 years. Thanks to the corporate structure of my occupation, I had the chance of visiting 34 countries and 128 cities. The thrill I felt for the culture of each country motivated me to share my stories and experiences. The glare appeared in my friends’ eyes with the thought of “only if I could see these places” made me face the question of “how do I offer them the opportunity of being a global traveller”. People’s luggage was full as they returned and full as they were leaving; and I stated to think of the legal ways of filling this gap. I enrolled to the Founder Institute in San Fransisco, founded by Elon Musk’s roommate. I graduated from the İstanbul affiliate of this institution. Here, I closely examined the business models such as Airbnb and Uber that earned people money and I started to help people earn money through the objects they took with them while travelling abroad. Hence, Pappler was born. This is also how the name “Pabbler” emerged. Just like the kids in the tale of Hansel and Gretel left traces of pebble stones to find their way back home, we are leaving marks on people’s lives with the objects we bring to them.

 

 

Bir gezgin olmanın, yani günümüz jargonuyla ‘traveller’, insana ne gibi bir bakış açısı ve kimlik kattığını düşünüyorsunuz?

 

Klasik olacak belki ama ‘Çok gezen mi, çok okuyan mı bilir?’ kısmında her ikisinin birlikte yapılması gerektiğine inanlardanım. Özellikle yeni bir ülke görmek dediğimizde 5 duyumuz ile oradaki hayatı tadabilme şansına sahip olmak çok kıymetli. Örneğin Japonya’daki balık pazarı ile ilgili oraya gitmeden önce çok şey okumuştum ve açıkçası hayalimdeki koku beni pek cezbetmemişti. Ancak sabah 5’te bir restorancının deniz ürünlerini nasıl seçtiğini, kaos halindeki balıkçıların arasındaki düzeni deneyimlemek çok başka bir duygu oldu. ‘Traveller’lık insana farklı bir pencereden hayata bakmayı öğrettiği için çok değerli. Hayatın anlamını bulduğuna inandığın anda en başa dönmüş gibi hissettirebiliyor yeni bir kültür ile karşılaşmak. Kuzey Fransa’da bağların arasında dolaşmak ile New York’ta 5. Cadde yoğunluğu arasındaki farkı gözlemlemek, Hong Kong’da insanların kaygı duyduğu şeyler ile Güney Afrika’da insanları mutlu eden şeylerin içindeki tezatlığa şaşırmamak mümkün değil… Gezdikçe şaşırmak daha çok okuyup daha çok deneyimlemek için fırsatları iyi değerlendirmek çok önemli. Özellikle genç yaşta maksimum tecrübeyi kazanabilmek için Interrail, Couchsurfing gibi platformlardan yararlanmalarını, yeni insanlarla tanışmalarını ve ‘dünya insanı’ sıfatını hızla almalarını öneriyorum gençlere…

 

How do you think being a traveller alters a person’s perspective and gives a person identity?

Perhaps it will be a cliché, but when asked the question “who knows better; the reader or the traveller?” I am among the people who believe that both should be done. Especially when we talk about visiting a new country, the chance of perceiving the life there with all 5 senses is very precious. For instance, I had read a lot about the fish market in Japan before I actually went there and the smell that I imagined had not allured me. Yet, it was an entirely unique experience to witness how the restaurant owner picked sea products at 5 am in the morning and the order among the chaotic fishermen. Being a traveller is very precious as it teaches you how to view life from a different window. The moment you feel you found the meaning of the life encountering a different culture can be dazzling. It is not possible not being befuddled as you see the contrast between wandering among the vineyards in Northern France and observing the density of the 5th Avenue in New York; the things that concern people in Hong Kong and make people happy in South Africa. It is very important to be surprised as you travel, and take the opportunities to read and experience more. Especially, to be able to gain the most experience at a young age, I recommend people benefiting platforms like Interrail and Coachsurfing, meet new people and gain the title of “citizen of world” as soon as possible.

 

Sizce bir ‘girişimci’ ne demek?

 

Çok teşekkür ederim bu soru için çünkü ülkemizde bu konu çok farklı yorumlanıyor. Özellikle yeni mezun olacak arkadaşlarımıza araştırmalarını çok iyi yapmalarını öneriyorum. Genelde ‘az çalışayım, rahat kıyafetlerle istediğim zaman işe gideyim, saatim belli olmasın’ diyenler kendilerine girişimci diyorlar. Üzülerek söylüyorum ki girişimcilik bunun neredeyse tam aksi. Zamanı çok akıllı bir şekilde planlamak, kıt kaynakları efektif kullanabilmek ve güçlü iletişim kabiliyetine sahip olmak bence bir girişimci için olmazsa olmazlar. Girişimcilerin en önemli ortak özellikleri bir problemi çözen bir ürün/hizmet geliştiriyor olmaları ve her daim ürünlerini test ederek geliştirme çabaları. Yeni mezun ve girişimci olmak isteyen arkadaşlarımıza en önemli tavsiyem iş tecrübesi edinmenin maliyetini, kendi işlerinde tüketmemeleridir.

 

What do you think entrepreneur means? 

Thank you very much for asking this question because this subject is interpreted in many different ways in our country. I advise especially to the people who are to graduate soon to make a very broad research. Generally, the people who wish to “work less, wear casual clothes to the work, have flexible working hours” call themselves entrepreneurs. Well, the sad truth is that entrepreneurship is the exact opposite of that. Planning the time cleverly, making effective use of the scarce sources, having strong communication abilities are the essentials of being an entrepreneur. The most important common quality of entrepreneurs is they come up with a product/service that propose solutions to a problem and their constant endeavour of developing their product by testing it. My most important advice to the people who recently graduated and want to be an entrepreneur would be not to consume the costs of gaining work experience on their own business.

 

Bahsettiğimiz bütün konuları birleştirecek olursak, günümüzde bir ‘kadın girişimci’ olmanın ne gibi bir önem taşıdığını, nasıl bir kitleyi temsil ettiğinizi düşünüyorsunuz?

 

Açıkçası dünyada ‘kadın girişimcilik’in artışının Türkiye’de de takip edilmesini çok kıymetli buluyorum. Bu konuda Arya, Kagider gibi çok kıymetli kurumlar yıllardır kadınlara yatırım yapıyor. Devlet destekleme programlarında da kadınlara yatırımın son birkaç yıldır artması çok umut verici. ‘Kadın girişimci’ denildiğinde her zaman kıymetli okullardan mezun, yılların iş tecrübesini edinmiş kişiler geliyorsa aklınıza çok yanılıyorsunuz. Özellikle Avrupa Birliği fonlarının yaptığı yatırımlarda görüyoruz ki ‘kadın girişimciler’ hem toprağına sahip çıkan, üretimi artıran 50 yaş üstü kadınlar olabildiği gibi yeni mezun ya da henüz üniversite çağında genç arkadaşlarımız da olabiliyor. Burada en önem verilmesi gereken şey, kadınların birbirleri ile deneyim ve iletişimlerini artırabilecekleri organizasyonların artırılması…

 

Considering all the matters we talked about, how do you think being a “female entrepreneur” is important and who do you think you represent? 

I find it very valuable that the increase in the “female entrepreneurships” is also in Turkey’s agenda. Regarding to this issue, very valuable foundations like Arya, Kagider have been funding women for years. The increase in the funds for women offered by governmental support programs are also promising in the recent few years. If the women profile that comes to your mind as you think about “female entrepreneurs” is a person who graduated from high profile schools and acquired years of working experience, then you are gravely mistaken. Especially from the funds offered by the European Union, we observe that a “female entrepreneur” can be a woman over fifty that claims her lands, or a recently graduated, perhaps even a still-undergraduate young person. The most important issue that needs to be considered is the augmentation of the organizations through which women can enhance their experiences and communications with each other.

 

 

‘Pabbler’ tam olarak nedir, ‘paylaşım ekonomisi’ kavramıyla nasıl bir bağlantısı var?

Pabbler, yurtdışına seyahat edenlere -paylaşım ekonomisine dayanarak- valizlerinde beraberlerinde götürdükleri kiralık ürünler üzerinden para kazandıran bir platformdur. Amacımız, gezginlerin yurtdışı seyahatlerinde uçak biletlerini, konaklamalarını ve eğlence masraflarını karşılayabilmek yönünde. Büyük kargo şirketlerindense yurtdışı ürün gönderim maliyetlerinin seyahat edenlere aktarılmasını sağlıyoruz. Şimdiye kadar bir gezginimize 300$ kazandırdık ve kendisinin hiç planında olmayan bir ülkeyi görmesini sağladık. Canınız sıkıldığında ucuz bir Avrupa treni bileti ile dolar üzerinden para kazanarak çeşitli ülkeleri görme fırsatı yaratıyor olmayı çok önemli buluyoruz. İşte paylaşım ekonomisine göre ‘tek kazanan’ olmaktansa ‘ kazan-kazan’ ilişkisi kurabileceğimiz yollar yaratmayı hedefliyoruz.

 

 What is “Pabbler” exactly and how is it related to the sharing economy?

Pabbler is a platform –based on sharing economy- that helps people earn money through the rental products that they bring with them in their luggage. Our aim is to be able to pay for travellers’ costs of plane tickets, accommodation and entertainment expenses. Instead of large cargo firms, we transfer the costs of sending a product to abroad countries to the travellers. So far, we have helped a traveller earn 300$ and allowed him to see a country he had never been before. We find it very important to create the opportunity for people to earn money in dollars while visiting different countries through a cheap Europe train ticket they buy when they feel bored. Hence, we aim for establishing ways of constructing “win-win” relations according to sharing economy rather than being “the winner”.

 

Genç girişimcilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Çok okumalarını, ‘Best work is network’ yani bol bol iletişimde olmalarını ve global akışı takip etmelerini öneriyorum. Bir de tabii denemekten korkmamalarını…

 

What are your advices for young entrepreneurs? 

To read a lot, to adopt the concept of ‘Best work is network’, in other words, to be in touch with people, and to follow the global flow. And of course, not to be afraid of trying…

 

www.pabbler.com

 

Editör: Duygu Çöplü

Görseller: Andi Bardulla

Çevirmen: Eda Tarakçı

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?