Bilkent Senfoni Orkestrası ile Beethoven 250 Yaşında!

Bilkent Symphony Orchestra Celebrates the 250th Birthday of Beethoveen!

| Nisan 2020


Bilkent öğrencileri olarak bence en şanslı olduğumuz konulardan biri BSO kadar büyük bir orkestranın konserlerini bu kadar yakından takip edebilme fırsatına sahip olabilmemiz. 30 yılı aşkın süredir Bilkent Üniversitesi bünyesinde bulunan ve her yıl onlarca konserle dinleyiciyle buluşan orkestranın ünü yalnızca Bilkent sınırlarında kalmayıp Türkiye ve Avrupa’ya da yayılmış durumda. Ayrıca BSO Türkiye’nin ilk özel, akademik ve uluslararası sanat topluluğu olma özelliğini taşımaktadır. Bu açıdan BSO’nun başkentin sanat hayatına da farklı bir soluk getirdiğini düşünüyorum.

As Bilkent students, I think one of the things we are most fortunate to have is the opportunity to follow the concerts of an orchestra as big as BSO so closely. For more than 30 years in the Bilkent University structure and each year dozens of concerts with the orchestra’s reputation has spread in the invention with the listener not only in Turkey and Europe Bilkent limit. BSO also Turkey’s first private, academic and bears the distinction of being the international art community. In this respect, I think that BSO brings a different breath to the art life of the capital.

Dünyada pek çok senfoni orkestrası büyük ustaların doğum günlerini şereflendirmek adına her sene konserler düzenliyor, tıpkı bu orkestralar gibi Bilkent Senfoni Orkestrası da Beethoven’ın 250. yaş gününü es geçmeyip onu onurlandırmak adına Beethoveen 250 isimli bir konser dizisi hazırladı. İlk konserin şefliğini Sebastian Perlowski’nin ve solistliğini Irina Nikotina’nın üstlendiği serinin beş konserden oluşması ve Eylül 2020 tarihine dek devam etmesi planlansa da salgın hastalık tehlikesiyle bu konserler ileri bir tarihe ertelendi.

Biletleri aylar öncesinden tükenen konserde L. van Beethoven’ın Üçlü Konçerto Op.56, Orkestra ve L. Andriessen’in Dondurma Çanı için Beethoven’ın Dokuz Senfonisi ve G. Gershwin’ın Paris’te bir Amerikalı eserleri seslendirildi. Beethoven, 22 yaşındayken geldiği Viyana’da kariyerine bir besteci olarak değil piyano virtüözü olarak başlamıştı. Bu durumu tersine çeviren sanatçının 18. yüzyılın son dönemlerinde baş gösteren işitme kaybı olmuştur. Bu durum Beethoven’i kademe kademe icracılık kariyerinden uzaklaştırarak dönemin müzik besteleme biçimlerinde önemli değişiklikler ve uzantılar yapabildiği kompozisyon alanına yönlendirmiştir. 19. yüzyılın ilk yılları gerçekten de bestecinin müzik üretiminde muazzam verimli ve üretken olduğu bir dönem olmuştur. Sanatçı 3,4 ve 5. senfonileri ve Fidelio operası gibi önemli eserlerini bu dönemde kaleme almıştır. Konserde de seslendirilen üçlü Koçerto eseri bu dönemin daha az bilinen eserleri arasında yer alır.

Many symphony orchestras around the world organize concerts every year to honor the grand masters’ birthdays, just like these orchestras, the Bilkent Symphony Orchestra has prepared a concert series called Beethoveen 250 to honor Beethoven’s 250th birthday. The series, which is headed by Sebastian Perlowski and konzermastier Irina Nikotina, is planned to consist of five concerts and will continue until September 2020. However, due to the recent COVID-19 pandemic, these concerts are postponed to another date. 

At the concert, which sold out months ago, the voices of L. van Beethoven’s Triple Concerto Op.56, Orchestra and L. Andriessen’s Ice Cream Bell, Nine Symphony of Beethoven and G. Gershwin’s American works in Paris. Beethoven started his career in Vienna, where he came when he was 22, not as a composer, but as a piano virtuoso. The artist who reversed this situation had a hearing loss that started in the late 18th century. This situation led Beethoven away from his gradual performance career and directed him to the field of composition where he could make important changes and extensions in the music composition styles of the period. The early years of the 19th century were indeed a time when the composer was enormously productive and productive in music production. The artist has written important works such as the 3,4 and 5 symphonies and the Fidelio opera during this period. The Trio Kocherto, which was also performed at the concert, is one of the lesser known works of this period.

Bilkent Konser Salonunu bilenleriniz vardır. Sahneye en uzak, en sessiz, en karanlık nokta ikinci balkonun en köşeleridir. Öyle ki sahneden öyle uzaktır ki oradan ilk kez bilet almış olanların hayıflanmalarını duyarsınız zaman zaman. Bense, BSO’nun büyük bir hayranı olarak, ikinci balkonun o köşelerini oldukça severim. Kendi başıma gittiğim konserlerde hep oradayımdır ve her seferinde büyülenerek izlemişimdir konserleri baştan sona. Bu konserde de yine tek başıma idim ve bilirsiniz ki insanlar yalnız kaldıklarında etraflarına daha çok dikkat eder, daha çok gözlemlerler. Bu konser de benim için tam olarak böyle oldu. Etrafımı bolca gözlemlediğim, yalnıza kulağımdaki melodilerden değil aynı zamanda etrafımı saran enerjiden de büyülendiğim bir konser oldu. Yaşıtlarım, yaşlılar çocuklar, aileler, sevgililer, yalnızlar, yabancılar… Her birini o gece orada birleştiren, konser bittikten sonra dakikalarca ayakta alkışlattıran şey neydi? Seneler önce ölmüş birinin hatrımıydı yoksa müziğin o evrensel gücü mü? İşte tam da bu yüzden kendimi bildim bileli konserler en sevdiğim yerler olmuştur hep. Bu sorular aklımı kurcalarken konser bir çırpıda bitiverdi. Şu anda ise elimden gelen yalnızca bu günlerin bir an önce geçip gitmesi ve yeniden heyecanla ellerimizde biletlerle konser salonlarına doluşmamız.

For those who know Bilkent Concert Hall, the farthest from the stage, quietest, darkest spot on the hall is the corners of the second balcony. Because it is so far from the stage that you will hear the compliments of those who have bought tickets for the first time from the seconda balcony. As a huge fan of BSO, I love those corners of the second balcony. I am always there at concerts that I have gone on my own, and I have always been fascinated and watched the concerts from start to finish. In this concert, I was alone again and you know that when people are alone, they pay more attention to their surroundings and observe it more deeply. This concert was exactly like this for me. It was a concert that I observe a lot of around me, and was fascinated not only by the melodies in my ear, but also by the energy surrounding me. My peers, the elderly, the children, the families, the lovers, the lonely people, the strangers… What was the thing that unite all there that? Was it a memorial of someone who died years ago, or that universal power of music? That’s why concerts have always been my favorite places since I’ve known myself. The concert ended in a snap while these questions freaked out my mind. Now, all I can do is to hope to pass these days as soon as possible and to rejoice in the concert halls with tickets in our hands.

Yazar / Writer :Helin Özdemir

Çevirmen / Translator : Helin Özdemir

Grafiker / Graphic Designer : Vadi Töngür

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?