Bienal ve Gezi İncelemeleri

İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali gezileri, tasarım ve mimarlık

| Şubat 2017


İstanbul Bienali ve İstanbul Tasarım Bienali gezileri, tasarım ve mimarlık topluluğunun en önemli etkinliklerinden hatta bana sorarsanız yılın en iple çektiğim zamanı. Neden böyle bir ayrım var derseniz bienal kelime anlamı olarak iki yılda bir yapılan demek. Dünya üzerindeki ilk bienal 19. yüzyılda, sanat ve mimaride bir marka haline gelen İtalya’nın Venedik şehrinde gerçekleşmiş. Günümüze kadar Avrupa’da önemi katlanarak artmış ve Amerika’dan tutun da Hong Kong’a kadar bienal kavramı hızlıca yayılmış. Şimdilerde de Madrid’de, Miami’de, Londra’da, Dubai’de  ve dünyanın pek çok şehrinde tüm dünyadan sanatseverleri kendine çeken önemli bienaller düzenleniyor. Türkiye’ye gelmesi ise 1980’lerin ortasını bulmuş. Ben ilk kez geçen yıl 14’üncüsü düzenlenen İstanbul Bienali’ne gitme şansı yakaladım, iki yıldır bir parçası olduğum bu güzel toplulukla. Tema “tuzlu su” idi. Ve belki de tuzlu suyu en güzel özümseyebileceğimiz yeri seçmiştik: Büyük Ada… Yazdan kalma bir günde, adanın farklı yerlerinde özenle hazırlanmış tasarımları, elimizde haritalar adayı doya doya yaşayarak keşfetmiştik.

 

 

Bu sene ise 22 ekim- 20 kasım tarihleri arasında 3. İstanbul Tasarım Bienali düzenlendi. Tasarım ve mimarlık topluluğu olarak bienalin son haftasonunda gittik İstanbul’a. Kasımın sonu olmasına rağmen, güneşli bir İstanbul sabahı karşıladı bizi. Boğazı gördüğümüz anda Ankara’nın soğuğundan sıyrılıp, İstanbul’da hala devam eden baharın kollarına bıraktık kendimizi. Güneş, deniz kokusu, kızarmış sonbahar yaprakları ve bienal ruhu… Derken ilk durağımız olan Beşiktaş’a doğru yola koyulduk. Jüriler dolayısıyla küçük ve samimi bir grup vardı. Beşiktaş çarşısının içinde butik bir kahvaltıcıya oturduk hep beraber. Pişilerin kokusu gelmeye başladığında sohbet çoktan koyulaşmaya başlamıştı. Güzel bir kahvaltı kahvesiz olmaz. Kahvaltının üstüne içilen kahvenin tadı damağımızdayken ilk durağımıza gitmeye hazırdık artık: Bomontiada’da yer alan Alt Sanat Mekanı.

Geçen yıl düzenlenen üçüncü köprü gezisinden de aşina olduğum ve daha o zamandan çok beğendiğim Bomontiada’ya gittiğimizde serginin açılış saatinden daha erken varmıştık. Ama bu güzel güneşli İstanbul sabahında hiçbir şey moralimizi bozamazdı. Bizi, tarihi Bomonti bira fabrikasının açık alanında sıcacık güneşe konumlanmış şezlonglar selamlıyordu. Kahvemizi alıp açık havanın ve mekanın büyüsüne kendimizi kaptırdık. Derken sergi açılış saati gelip çattı. İçimizde bastırılamayan heyecan ve merak duygusuyla merdivenleri teker teker inmeye devam ederken, mekandaki yaşanmışlık kokusu bizi git gide içine çekerek modern sanatla buluşturdu.

    Bienalin bize ve tüm insanlara yönelttiği önemli bir soru vardı: ” Biz insan mıyız? “. Bu soru hem göründüğü kadar hem de tahmin edilemeyecek kadar derin işlenmişti. 200.000 yıl öncesinden başlayarak 2 yıl, 2 gün hatta 2 saniyenin tasarımdaki, insan hayatındaki anlam ve önemi neydi? Bizden yüzlerce yıl önce yaşamış atalarımızın keşifleri günümüzü o tarihten bu yana nasıl etkilemişse, dijital çağda iki saniyelik bir tık bile tüm dünyada kelebek etkisi yaratabiliyor.

 Bienalde en çarpıcı bulduğum noktalardan biriyse insanların mı tasarımı şekillendirdiği yoksa insanların mı zaman içinde tasarlandığıydı. Yani çevremizdeki her şeyi ” tasarımın çıkış noktası insandır ” felsefesiyle tasarladığımızı düşünürken farkında olmadan tasarımın kendisinin bizi tasarlamasına mı neden oluyoruz? Bu soru da yine 200.000 yıl önce yaşamış biri için de belki bambaşka bir nitelikte geçerli olup , 2 saniye öncesi için de geçerliliğini koruyabilir.

      Bomontiada’da da bir sonraki durağımız olan Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda da instalasyon sanatının en iyi örneklerinin arkeoloji, bilim, sanat, tıp, mimari ve teknolojiyle uyum içinde harmanlandığını gezinin her anında kanıksadım. 3. İstanbul Tasarım Bienali’ni keşfetmek, klasik bir sergi gezmekten çok daha farklı ve heyecan verici bir deneyim. Attığınız her adımla birlikte yeni bir şey keşfetmeniz an meselesi. Üstelik bu kişisel deneyimleme meselesi kendi kendinize oynayacağınız oyunlar, videolar, heykeller, özgün çizimler, kısa filmler, bilgilendirici yazılar ve farklı perspektiflerle oldukça zengin ve yoğun bir tasarım deneyimi sunuyor. Hatta kelimenin tam anlamıyla sizi tasarımın doruklarına ulaştırıyor.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?