Başkalarının Hayallerinden Korkmak

Fear of Other People's Dreams

| Ekim 2020


 “Çoğu insan, korkmaktan değil, korkusunu söylemekten utanır. Kat ettiğim o uzun yolculukta benim durumum da buydu.” (Eroğlu,2018). 

“Most people are not ashamed to be afraid but are ashamed to express their fear.
That was the case with me on that long journey I took.” (Eroğlu, 2018)

İnsanlar hayatlarını uzun zamandır anlatılagelen hikâyeler üstüne kurarlar. Bu hikâyeler kimi zaman siyasi düzen üzerine -sosyalizm, liberalizm gibi- kimi zaman ise toplumsal yaşam üzerine- din ya da ahlak gibi- olur. Modern toplumun getirdiği düzensizliğin gölgesinde insanları hayaller çevresinde yaşatmak, otoritelerin düzen sağlayabilmesi için elzemdir. Bu yüzden yarının vaatleriyle bugünü yaşayan insan için hayallerin olmadığı bir dünyaya inanmak oldukça zor olurdu. O kadar zor olurdu ki, buna çabalarken insanın inançlarının temelinde aslında geleceğe dönük hayallerinin olduğunu fark ederdik. Ardından da inançsızlığın geleceğe dair umutları söndürdüğü için yaşamda yer bulamayacağını anlar ve birer hayalperest olduğumuza ikna olurduk. Hayallerin hayatımızdaki yerini keşfe çıkmışken fark ederdik ki insanlar geleceklerini, hayallerini gri ve ardı gözükmeyen bir bulutun içinden çıkarıp gerçek dünyada var etmek üstüne kurar. Bu hayaller daha sağlıklı, daha mutlu, daha zengin olmak gibi “daha” sözcükleri üzerinde yükselir. Bu anlamda hayaller, insanları hayatın zorlukları karşısında kendilerince dinç tutar ve onlara sınırları neredeyse yokmuş gibi görünen bir tür dayanma gücü verir. Belki de inançların ve dolayısıyla hayallerin insan hayatındaki gerekliliği bu sanal güçlerinden dolayı süregelir. Peki ya insan neden başkalarının hayallerine ihtiyaç duyar? Neden farklı hayallere sahip birisi zamanla kendi hayallerinin sesini kısar ve başkalarının hayallerini kendininmiş gibi benimser? 

People build their lives on stories that have been told for a long time. These stories are
sometimes based on the political order, like socialism and liberalism, and sometimes about
social life, like religion or morality. In the shadow of the disorder brought by modern
society, keeping people living around dreams is essential for the authorities to maintain order.
That’s why, for a person who lives today with the promises of tomorrow, it would be quite
difficult to believe in a world without dreams. It would be so difficult that while trying to do
this, we would realize that the basis of human beliefs is actually their dreams for the future.
Then we would realize that disbelief could not find a place in life because it destroys hopes
for the future, and we would be convinced that we were dreamers. While we were exploring
the place of dreams in our lives, we would realize that people set their future on the basis of
taking their dreams out of a gray and massive cloud and bringing them to real life. These
dreams are based on “more” words such as being healthier, happier, and richer. In this sense,
dreams keep people vigorous in their own way against life’s challenges and give them a kind
of endurance that seems to have almost no boundaries. Perhaps the necessity of beliefs and
therefore dreams in human life continues because of their virtual power. But why does a
person need other people’s dreams? Why does someone with different dreams gradually mute
their own dreams and adopt others’ as their own?

  Belki de insan, tek başınalığından kaçmak amacıyla kendi hayallerini unutur. Gerçekten de insanlar yalnız kalmaktan hiç hoşlanmaz ve başkalarıyla ortak bir hayat kurmanın en kolay yolu olarak başkalarına benzemeyi seçerler, bu sebeple hayallerini de onların hayallerine benzetmeye çabalarlar. Hâlbuki insan başkasına aniden benzeyemez; doğası gereği farklı şeylerden zevk alan, farklı hayalleri ve inançları olan bir varlıktır. Bu nedenle kendi geçmişini değiştirip başkalarına benzeyemeyen insan, gerçekleşmesini istediği geleceği- hayallerini- değiştirmeye soyunur. Bu değişim süreci pek çok kez bilinçdışı gerçekleştiğinden bu insanlar, tek başınalıklarından uzaklaşırken bir yandan da geri dönülmez şekilde değiştiklerinin, asıllarından koptuklarının ve tek tipleştiklerinin farkında olmazlar. Bu insanlar kendini unutmayla sonlanacak yolculuklarında hayal kurmaktan değil, hayallerini başkalarına anlatmaktan korkarlar. 

Perhaps a person forgets his own dreams in order to escape his aloneness. Indeed,
people do not like being alone and choose to look like others as the easiest way to build a
common life with others, so they try to liken their dreams to others’. However, a person
cannot suddenly be like someone else; by nature, s/he is a being who enjoys different things,
has different dreams and beliefs. For this reason, people who cannot change their own past
and who are not like others, try to change the future -their dreams- they want to realize. Since
this process of change happens unconsciously many times, these people are not aware that
they are irreversibly changed, they have lost their souls and become uniform while moving
away from their aloneness. These people are not afraid of dreaming on their journey that will
end in forgetting themselves, but they are afraid of telling others about their dreams.

Öte yandan bir de bu değişimi bilinçli şekilde gerçekleştirenler vardır. Onlar bu yola kendileri karar vermişlerdir; kendi hayallerinden, başkalarının hayalleri onlarınki ile uyuşmadığı için vazgeçmişler ve bir anlamda kavgadan kaçmışlar öte yandan ise başkalarının hayallerinden korkmuşlardır. Bu insanlar, değişimi bilinçdışı ile gerçekleştirenler gibi yaptıklarının farkında olmadıklarından dolayı masum addedilemezler. Onlar da diğerleri gibi başkalarının, pek çok manada da büyük kitlelerin, hayallerinden korkmuşlardır. Halbuki korkularını önce kabullenip sonra yenecek cesareti bulamamış bunun yerine hayallerini başkalarınınkine uydurmayı bilinçlice seçmişlerdir. Onlar artık bağımsız düşünen birer birey değil, toplumun içinde ayak sesleri kaybolmuş sıradan yüzlerdir. Sonunda bu yüzler seçimlerinin sonucu olarak pek çok şeye sahip olabilirler ama özgün bir sesi olmadıkça diğer şeylere sahip olmak ne ifade edebilir ki? 

On the other hand, there are those who consciously make this change happen. They
decided on this path themselves; they gave up their dreams because other people’s dreams
didn’t match theirs, and on one hand, they ran away from the fight, and on the other hand,
they were afraid of other people’s dreams. These people cannot be considered innocent just
because they are unaware of what they are doing, like those who make the change happen
unconsciously. They, like others, were afraid of the dreams of others, of the great masses in
many senses. However, they did not have the courage to accept their fears first and then
overcome them, instead they consciously chose to adapt their dreams to others’. They are no
longer individuals who are independent-minded, but ordinary faces whose footsteps have
been lost in society. In the end, these faces can have a lot of things as a result of their choice,
but what does it mean to have other things if they don’t have a unique voice?

İnsanların bir tarafta yalnızlık ve dışlanmışlık öbür tarafta özgünlüklerini kaybetmeleri arasında kalmalarını, ağızda biraz acımsı biraz da külrengi bir tat bırakan açık renkli bir meyveye benzetiyorum. Bu meyve görünüşü dolayısıyla insanları tıpkı başkalarına benzemenin kolaylığının çekiciliği gibi etkiliyor. Üstüne üstlük meyveyi almamayı seçmek insanı, Oğuz adında ünlü bir yazarın da hikâyelerinde bahsettiği gibi insanı, kendi sorunlarını bile çözememiş, kendini topluma anlatamamış, acımasızca dışlanmış, çaresizliğin en ucuna varmış, delirmenin sınırında dolaşan olumsuz kahramanlara çeviriyor (Atay, 2018). Fakat bu sonuçlar, meyveyi reddederek ruhunun yozlaşmasını seçenler için geçerli bir sebep değil, çünkü başkalarının sağlayacağı ilgi ya da maddi şeyler; özgürlüğünü kaybetmenin yanında değersiz kalıyor ve bunlar için kendi sesinden, hayallerinden vazgeçen üstüne üstlük bunu başkalarının hayallerinden korktuğu için yapan insan, bireyselliğine geri dönülemez bir şekilde sırtını dönmüş oluyor. 

I compare the fact that people are caught between loneliness, social exclusion and
losing their uniqueness to a light-colored fruit that leaves a bitter and an ash-colored taste in
the mouth. Because of its appearance, this fruit affects people just like the appeal of the easiness of
resembling others. Moreover, choosing not to take the fruit turns people into negative heroes
who have not even solved their own problems, who have not been able to explain themselves
to society, who have been ruthlessly excluded, who have reached the edge of desperation,
and who are on the edge of madness, as mentioned in the stories of a famous writer named
Oğuz. (Atay, 2018) However, these consequences are not a valid reason for those who
choose to degenerate their soul by rejecting the fruit, because the attention or material things
that others provide are worthless compared to losing their freedom and the person who gives
up his own voice and dreams for these, and who does this because he is afraid of the dreams
of others, turns his back on his individuality irreversibly.

Özgün Barış Kır 

Çevirmen/ Translator: Su Yıldız 

Grafik Tasarımcı ve Editör/ Graphic Designer and Editor: Saray Edanur Erdoğan

KAYNAKÇA 

REFERENCES 

Kıyıdan Uzakta, Eroğlu M., İletişim Yayınları. (2018) 

Korkuyu Beklerken, Atay O., İletişim Yayınları. (2018) 

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?