Atilla Kuzu

Atilla Kuzu'nun Gözünden Tasarım ve Çoklu Disipline Yaklaşım

| Mayıs 2017


3.PANEL: Mobilya Tasarımı ve Çoklu Disipline Yaklaşım

Tasarım Bilkent 2017’nin üçüncü panelindeki “Mobilya Tasarımı ve Çoklu Disiplin Yaklaşımları” oturumu boyunca hem samimi hem profesyonel bir yaklaşım sergileyen Atilla Kuzu, günümüz koşullarında mimarlık mesleğini yapmanın gitgide zorlaştığını belirtirken, bu meslekte “başarılı” olabilmek ve bir şekilde sivrilebilmek adına biz öğrencilere, eğitim sürecimizden itibaren profesyonel ofislerde staj ve iş imkanları kollamamızı tavsiye ederek başladı konuşmasına. Kendi başarı formülünün de iyi ofislerden geçmek olduğunu belirten Kuzu, 1994 yılında ortağı Levent Çırpıcı ile Zoom Tasarım Proje Uygulama firması çatısı altında projeler geliştirmeye başlamış. Konuğumuz, işlerinin genellikle Türkiye’nin ekonomisiyle paralel bir çizgide ilerlediğini; tekstilin revaçta olduğu dönemlerde mağaza projelerinin, özel sağlık hizmetlerinin gelişme gösterdiğini yıllarda ise hastane projelerinin öne çıktığını ifade etti.

Bütün bunların yanı sıra, çok disiplinli tasarıma değinerek, altyapısında oldukça farklı meslek gruplarına mensup bir çok aklın ve birçok elin bir araya gelip bir mekanı oluşturduğu süreçlerden bahsetti konuğumuz dinleyenlere. Marangozdan alçıpancıya, tesisatçıdan mimara kadara bir çok akıl… Bunun yanı sıra, mekanı kullanacak kişilerin fikirlerinin de projelerin şekillenmesinde önemli yer teşkil ettiğine değinildi.

İç mimarlık projelerinde mekana uygun mobilya tasarımı yapmanın da tasarım süreçlerine dahil olduğunu söyleyen Kuzu, bu konuda nerede olduklarını görmek isteğinin ve yarışmalarda elde edilen başarıların öneminden bahsetti. Bir çok ulusal ve uluslararası ödül almış olan Atilla Kuzu , 1999 yılında, Japonya’nın Asahikawa şehrinde düzenlenen ‘Design with Love Love with Wood’ sloganlı IFDA’nın ahşap mobilya üzerine düzenlediği yarışmada finale kalan ‘Taklamakan’ isimli tasarımından bahsederek, uluslararası platformlarda kabul görmenin ciddi bir motivasyon olduğunu söyledi. Taklamakan’dan “çocukken yaptığım bir çalışma” diye bahsetmesi ve arkasından bu meslekte olgunlaşabilmek için emeğe ve zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtmesi ilgi çekti.

Görseller eşliğinde Atilla Kuzu’nun dahil olduğu bazı projeleri ve tasarım fikirlerini kendisinin anlatımıyla dinleme fırsatı buldu dinleyiciler.
Avrasya Hastanesi projesinden bahsederken, kimi zaman iç mekan tasarımlarına uygun dış cephe düzenlemeleri de yaptıklarını ifade etti.

Daha sonrasında sekiz grup mimarın bir araya gelip yaptığı, Salt Oditoryum projesine ve daha bir çok başarılı projeye değinildi. Atilla Kuzu, farklı bir tasarım anlayışı beklenen projelerde çalışmaya önem verdiklerinin altını çizdi.

Ürün tasarımı başlığı altında derlenen mobilya tasarımından obje tasarımına kadar ilerleyen tasarım süreci ele alındığında ise tıpkı diğer projelerde olduğu gibi fark yaratacak ve öne çıkaracak tasarım fikirleri üzerine yoğunlaşıldığı dikkat çekiyordu.

Zanaatkarların artık unutulmaya başlandığı, el emeğinin yerini teknolojik imkanlara bıraktığı bir dönemde biraz zanaatkarları hatırlamak ve zanaatkarlarla tasarımı buluşturmak gibi bir amaca hizmet eden İstanbul Modern’in projesinden ve Atilla Kuzu’nun bu proje kapsamında çalışmış olduğu bakır malzemesinden ve kullanılan tekniklerden bahsedildi. Geleneksel üretimin yorumlanıp tasarım objelerine dönüştürülmesi ele alındı.

Atilla Kuzu, bir diğer projesi olan Open Kitchen’dan bahsederken çok fazla satılmadığını söyledi ve “Satış bir başarı göstergesiyse bu başarılı olmadı diye biliriz.” ifadesini kullandı. Bir diğer yandan Barringer projesinin 15 yıldır çok satılan, üretimi devam eden bir ürün olduğunu belirtti. Böylece bizlere satış ve başarı arasındaki ilişkiyi düşündürdü.

Alfa adındaki fikir dökümü projesi ise tüm panelin özeti niteliğinde yorumlanabilirdi. Aslında belli bir fonksiyona hizmet etmeyen, ancak insanlara görsellik açısından hitap etmesi amaçlanan bu obje tasarımı projesi, çevre, renk, doku ve üç boyut deneyimi kapsamında ve Tasarım Bilkent’17 bağlamında gün boyu konuşulan bir çok projeyle ortak noktalara sahip olması, panel adına anlamlı bir kapanış oldu. Atilla Kuzu’nun ifade ettiği gibi her bir sunumun ayrı bir deneyim ve katkı niteliğinde olduğunu düşünüyorum, hem konuşmacılar hem de dinleyiciler için.

Atilla Kuzu ve diğer tüm katılımcılara bu kıymetli paylaşım için teşekkür ederiz.

Öğrenci Etkileşimleri

Zeynep Çörtü:
Atilla Bey’i havaalanından almaya gittik, küçük bir karışıklık yüzünden birbirimizi farklı yerlerde tam 50 dakika boyunca bekledik. Atilla Bey servise binmek, ben de ağlamak üzereyken birbirimizi bulduk. Havaalanı yolu sırasında bölümümüz ve piyasa hakkında öğrenebildiğim kadar bilgi öğrenmeye çalıştım. Bildiğimiz gibi kendisi çok yönlü bir insan; hem endüstri ürünleri hem de iç mimari alanında çok başarılı projelere imza atmış. Program olarak ne kullandığını sordum, Hakan Demirel’le aynı cevabı verdi “Ben program kullanmam.” El çizimiyle daha rahat ettiğini söyledi, fakat iç mimarlığın olmazsa olmazı haline gelen 3ds Max programının önemli olduğunu da ekledi.

Milan’daki Tasarım Haftasından yeni dönmüş, orada en çok ilgisini çeken temalardan biri “Lighting” olmuş. Gelişen teknolojiyle birlikte bu alanın da hızla gelişmekte olduğunu ve önünün açık olduğunu söyledi.

Çoğumuzun merak konusu olan “Ortalama işe girerken önemli mi ya?” sorusuna ise çok net bir açıklık getirdi. “Ben sadece portfolyoya bakarım!” Hakan Demirel de, Tasarım Bilkent’16’ya katılan Sefer Çağlar (Autoban) da aynısını söylemişti. Bunun yanında yurtdışı tecrübesinin çok önemli olduğunu düşünen Atilla Kuzu, Exchange programlarının, hatta eğitim dışında olan yurtdışı gezilerinin bile biz tasarımcılara çok şey katabileceğini söyledi.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?