Asla Macbeth deme!

Kirli başlayan kirli biter.

| Aralık 2017


Hayatın içinde duyduğumuz, gördüğümüz kelimeleri bazıları, şekiller ve kalıplara sığdırarak bizlere sunarlar. Kimileri onları kabul edip hayatlarına öyle devam eder, kimilerimiz ise o kelimelerin içlerini dolduranlara inat; o kelimelere hak ettikleri, anlamları kazandırırlar.

İnsanlar her zaman daha çok şeye sahip olmak için veya kendilerini tatmin edecek mevkiye erişmek için çalışır. Buna yönelik çabalar tarih boyunca var oldu. Güç ve siyaset için bitmek bilmeyen bir döngü; insanlığın varoluşundan beri var. Bu döngü çağlar boyu dramalara, romanlara ve filmlere  konu olmuş.  Aynı zamanda içinde yaşadığımız gerçekliğin bir parçası haline gelmiştir. Bu gerçekliğin içindeki yansımalardan birine bakacağız. Bizim bakacağımız hikayede; cadılar, kehanetler, umacılar, sanrılar ve gelecekten alınan haberler var.

İnsanlar geleceklerinden haberdar olduğunda; söz konusu hırsları olunca, uğruna neler yapabildiklerini, çok güzel kelimelere dökmüş Shakespeare. Gelecekten haberler almak, aslında bizim için haber değil  koşullanmadır; Çünkü bizler bu habere, sıkı sıkıya inanırız ve bize söyledikleri doğrultuda yaşamaya başlarız daha sonra da başımıza gelenler için kaderi suçlarız . Oysaki inanmak insan doğasında çok güçlü bir şekilde var olan bir dürtüdür.  Gelecekte başımıza gelecek olan olaylar ise bizim seçimlerimizle oluşurlar; gelecekten haber almak, bir başkası tarafından bizim için seçilen yemeğin başına oturmak gibidir ve biz bu yemeği yerken zaten bu başıma gelecekti dersek kendimizi kandırmaktan ileri gidemeyiz; çünkü yemeğin başına oturmayı şeçen bizleriz…

Bizim seçimlerimizin  başka bir yansımasını da Shakespeare tarafından yazılan  ve onun en ünlü trajedilerinden biri olan Macbeth ile yorumlayalım.

 

 

Başarılı bir komutan olan Lord Macbeth bastırdıkları isyandan sonra şatosuna büyük bir zaferle dönerken, cadılar ile karşılaşırlar; ‘Selam Macbeth! Selam geleceğin hükümdarı’ diyerek onu selamlarlar. Lord Macbeth’e geleceğinde krallık  olduğuna dair bir kehanet verirler ama bu onun müjdesi mi olur yoksa kara talihi mi bilemiyorum; çünkü bu kehanetin ardından Lord Machbet’in geleceği; ahlak, siyaset ve güç kelimelerinin içlerini kan ve ihanet ile doldurulduğu bir yere dönüşüyor.

Cadılar o gece sadece Lord Macbeth’e haber getirmediler. Soylu dostu Banquo’ya da bir kehanet fısıldadılar. Onu da soyundan gelecek hükümdar ile müjdelediler. Bu kehanet ise Lord Macbeth’in kötülüklerinin altında ezilmesinin bir diğer nedeni olacaktı.

Banquo ise bu kehanet karşısında arkadaşına: “Çok kez, başımızı belaya sokacak işler yapmamız için şeytan doğru bilgiler verip önemsiz şeylerle bizi elde eder. Sonra da en önemli yerde bize ihanet eder“ dedi sözlerinin geleceklerini yorumladığından habersiz.

O an Lord Macbeth duymak istemedi… Çoktan kafasında bir şeyleri kurmaya başlamıştı ama bunu yapacak cesareti yoktu. Gece daha da karardı onlar için ‘Katmerlen dert, üzüntü! katmerlen! Ateş  Yan! Kazan Fıkırda!’ ve cadılar fısıldadılar geceye büyülerini.

Bu cinayeti kolaylaştıracak kişi ise Lady Macbeth’ti, güç uğruna her şeyi feda edebilirdi. Lord Macbeth bir mektupla anlattı kehanetleri Lady Macbethe. Lady Macbeth ne yapacağına hemen karar verdi. Bu yolda alacağı her kirli karar, krallığı elde etmek için yapılabilirdi onun için.

Lady Macbeth dua etti “ Kanlı isteklere hizmet eden ruhlar! Gelin beni burada kadınlığımdan sıyırın, tepeden tırnağa, baştan aşağıya kıyıcılıkların en korkuncu ile doldurun! Kanımı dondurun, acımanın yolunu tıkayın ki, geçmesin de zaman zaman göndereceği pişmanlık, korkunç kararımı sarsmasın, sonuyla onun arasına girmesin. Ey cinayet elçileri, görünmez cisimlerinizle her nerede hangi varlığa zarar vermeye bakıyorsanız bırakın da buraya, şu kadın göğsüne gelin, sütümü zehre çevirin! Gel karanlık gece, cehennemin en koyu dumanına bürünerek gel ki keskin bıçağım açtığı yarayı görmesin; gök de karanlığı aralayıp bakarak, “Dur! Dur!” diye bağıramasın.”

O gece işleyeceği ya da ön ayak olacağı günah, hayatı boyunca onu bırakmayacak bir azabı getirecekti peşinde. Onu düşündüren tek şey ise kocasının kişiliğiydi. Çünkü iyi huylu ve ahlaklı bir adamdı. Kral olmayı ne kadar çok istese de cinayet işlemeyecek kadar onurluydu ya da değildi. Bunun bedelini kötü ödeyeceği bir işe kalkışmak üzereydi. Kral Duncan, zaferler ile dönen Lord Macbeth’i şatosunda karşılamak istedi bu yüzden Lord Macbeht’in şatosunda konaklayacaktı o gece. Lady Macbeth ise aldığı haberler ile her şeyi sağlama almak istedi. O gece kana doyan bir ihanet hikayesinin fişeğini yaktı.

Ve Lady Macbeth sahnedeydi ‘Çık, uğursuz leke! çık diyorum!’ diyerek haykırıyor ve ağlıyordu. Gecenin karanlığının bile saklayamadığı kanlı elleriyle kendi şatosunda, misafirinin canını almıştı. Ellerindeki kan artık ruhundaki leke gibi asla temizlenmeyecekti; çünkü bunun devamı gelecek ve bu işlenen cinayet ilk ve son olmayacaktı.İhanet dolu planları ardından gelen bir dizi cinayet, her yeri kan gölüne çevirecekti… Ölüm ile beslenen bir serüvenin kapısını açmış oldu.  Siyaset ve güç uğruna vazgeçtikleri şeyler ise onları hayatlarından edecekti.

Sadık olduğu, uğruna zaferler kazandığı Kral Duncan’ın, ölümünden sonra  her şey ne bununla kaldı, ne de bununla bitti.  Hırs ve korku bir cinayete daha hazırladı onları. Soylu arkadaşı Baquo’nın kehanetinde, hükümdar senin soyundan olacak demişlerdi; bunun hırsı ve korkusu bir insanın kanını daha akıttı. Kralın ölümünden sorumlu tutulduğu için kaçan oğlu Macduff’un masum ailesi ise onların ruhlarını zehre boğan son cinayetleriydi… Artık krallık onlarındı. Bitmişti ama günahları uyku vermiyor ve korku hep yanı başlarında onları bekliyordu.

Lady Macbeth geceleri gözleri açık ama görüşü kapalı işlediği günahları anlatıyordu duvarlara ve duvarlardan başka dinleyicileri de vardı gecede saklı. Hayat onun için artık azabıyla gelen hayaletlerle  ve sanrılarla dolu bir hal almış durumdaydı. Bu yüzden delirmeye başladı yavaş yavaş.

“Çevrede hiç hoş olmayan fısıltılar dolaşıyor. Duyulmadık işler, duyulmadık dertler doğurur; hasta beyinler sırlarını sağır yastıklara açarlar. Hekimden çok rahibe gereksinmesi var onun. Tanrım, Tanrım! Hepimizi bağışla! Peşinden gidin; kendine zarar verecek şeyleri elinin altından kaldırın: gözünüzü üstünden eksik etmeyin.” dedi hekim ama Kraliçe Macbeth daha surlarında isyan ve savaş borazanlarını duyamadan öldü.

“Yaşamda hiçbir şey ona bu yaşamdan ayrılışı kadar yakışmamış. Ölümüne uzun uzun hazırlanmış bir insan gibi ölmüş. Sahip olduğu en değerli şeyi sanki değersiz bir oyuncakmış gibi atıp gitmiş.”  ‘İnsanlığın iyiliğinin sütünden’ kurtulmak ve zalim olmak için sütünün zehre dönmesini isteyen; hırsları uğruna ruhunu kaybettiği ve günahları ile boyadığı hayat, Lady Macbeth için böylece bitti.

Lord Macbeth bu kaybının acısından ve yaklaşan savaş çanları ile kendini kaybetti ve cadılardan medet umdu: Yaklaşan savaş için ona kehantler veren cadıların yanından rahatlıkla ayrıldı

Lord Macbeth  hiçbir şey olmayacağından emin bir şekilde yaklaşan savaş ordusunu bekliyordu; çünkü cadılar “Birnam Ormanı Dunsinane gelinceye dek korkma! Bir kadının doğurduğu kimse senin canını almaz” demişlerdi. Bu imkansız bir işti ama nereden bilebilirdi ki bunun bir aldatmaca olduğunu.  Macduff ve sadık adamları ormanda gizlenerek Dunsinane’e girdiler. Macbeth İle karşılaşan Macduff onunla dövüştü. Macbeth ise bu çabasının umarsız olduğunu ve bir anne tarafından doğrulan kimsenin onun canını alamayacağını söyledi. Macbeth’ten işittiği sözler üzerine Macduf  “Annemin rahminden vakitsiz koparıldım! benim annem beni doğurmadan öldü” dedi ve Macbeth için hayatı gözlerinin önünde yalancı bir anı gibi aktı; Ömür yürür bir gölge; zavallı bir kukla ki sahnede salınıp çırpınarak saatlerini dolduruyor. sonra da adı bir daha duyulmuyor. bir aptalın anlattığı bir masal bu; sırf gürültü patırtı, bir anlama geldiği de yok.’ Macbeth için artık çok geçte olsa nasıl bir yol çizdiğini ve her şeye kendisinin sebep olduğunu anlamış oldu.

Krallık soyundan gelen Macduff hain kral Macbeth’in kafasını kesmiş; Babası, çocukları ve karısının kanını toprağa döken hainin hükümdarlığı artık bitmiştir… Hükümdarlık yeniden ona geçmiştir.

Shakespeare’in İngiliz edebiyatına kattığı bu eserde: İskoçya’nın inişli çıkışlı ihanet dolu hükümdarlık tarihini; güç, siyaset ve ahlak olguları üzerinden çok etkileyici bir üslupla ve insan doğası ile adeta  dans ederek sahneye dökmüştür.

Yorumlaması ise bizlere kaldı, her dönemde cesetler üzerine kurulan yönetimler var oldu, gücün kötüye kullanılmasına ışık tutan bu oyunların, filmlerin ve hikayelerin var olduğu gibi . O zamandan bu zamana değişen tek şey bizim vicdanlarımızın onların ki kadar hassas olmaması galiba.  Aldıkları canlar sonucunda akılları ve ruhlarını yitiren bedenler olarak yorumluyor Shakespeare onları. Kendi açtıkları yaralar delirtiyor onları.

Ya bizler, bunlardan çok daha fazlasını görüp konuşmayanlar; bizleri görse ne derdi şimdi. ‘İnsanlığın iyilik sütü’ cümlesini dile getirebilir miydi?  yoksa, Sütü zehre mi dönmüş annelerin! Neden bu kadar kötülük var mı derdi. Kendi döneminin siyasi ve ahlaki çalkantılarını pek çok oyun ile sahnelere taşıyarak bu günlere atıfta bulunmuş gibi adeta. Bizler ise bu hikayeleri her gün okuyup, her gün izleyip aynı zamanda içlerinde yaşıyoruz, peki ya bizler ne yapıyoruz kendi hikayemizde, sessiz kaldığımız anlarda kimlerin katiliyiz aslında. Güç, siyaset ve ahlak üçlüsü günümüzü kana boğarken, arada çırpınanların ellerinden tutabiliriz geç olmadan. Ahlak ruhumuzu sarmalayan; bizi insanlığın iyilik sütü ile besleyen ve kötülüklerden koruyan bir perdedir. Biz ise onu şekilden şekle ve kalıplara sokanlara inanarak o perdeyi bir yük haline getiriyoruz. Yük olarak düşünmemizi isteyenlere inat sevgi ve merhamet ile vicdanlarımıza dönelim.

Referanslar

Macbeth

William Shakespeare tarafından yazılan oyun

https://ed.ted.com/lessons/why-should-you-read-macbeth-brendan-pelsue

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?