ArchQuestioned: Ali Osman Öztürk

Başarılı Mimar Ali Osman Öztürk'ün Gençlik ve Öğrencilik Yıllarıyla İlgili Röportaj

· | Ekim 2018


Ali Osman Öztürk’te sıcak tavrı, bilgisini paylaşma hevesi ve misafirperverliği için teşekkür ederiz…

 

Pafta Mag: Tercih döneminizde mimarlık yazmanızdaki etkenler nelerdir? Bu süreç nasıl gelişti?

 

Ali Osman Öztürk: Ben mezun olalı 31 yıl oldu. Dolayısıyla tercihlerimi kaleme almam 35 yıl öncesine dayanıyor. Tarih vermek gerekirse 1982-83 yıllarını konuşuyorum. O dönemlerde ülkemizde mimarlık çok tanınmıyordu. İnsanlar mühendisliğin bir dalı zannediyor hatta inşaat mühendisinin yardımcısı gibi algılıyorlardı. Çünkü inşaat mühendisliği o zamanlar çok popüler bir meslekti. Benim de mimarlık ile ilgili pek bir bilgim yoktu. Daha çok sanata ve resme karşı bir merakım vardı. Özellikle lisedeki resim hocam ve tanıdığım bir-iki kişi sayesinde mimarlığa ilgi duymaya başladım. Yaptığım tercihler zaten azdı fakat şanslıymışım ki ilk tercihim olan ODTÜ Mimarlık Bölümünü kazanabildim.

 

Pafta Mag: What were the factors that led you to pursue a career in architecture? How did this process develop?

 

Ali Osman Öztürk: It had been 31 years since I had graduated. Therefore, my choice of architecture dates back to 35 years from today. To name an approximate date, I am talking about the years 1982-83. Back then, architecture was not a familiar branch in our country. People assumed it a field of engineering and even a subsidiary to civil engineering.  Because civil engineering was a very popular occupation then. I too, was not well informed about architecture. I was rather interested in art and painting. I started to take interest in architecture especially thanks to my fine arts teacher in high school and a few people I knew at the time. The colleges I had applied were already few and fortunately I got admitted to ODTÜ Department of Architecture, which was my first choice.  

 

 

Pafta Mag: Mimarlığa olan tutkunuz nasıl gelişti? Bunu tetikleyen ne oldu?

 

Ali Osman Öztürk: Tercih döneminde beni mimarlığa yönlendiren kişiler sayesinde başladığını söyleyebilirim. Okula başladıktan sonra ise gördüğüm mimarlık tarihinden mimari tasarımları incelediğimiz diğer derslere kadar birçok konu mimarlığa olan ilgimi ve tutkumu pekiştirdi.  Mimarların insanların hayatına dokunabileceğini, hayatlarını geliştirebileceğini ve daha kullanışlı yaşam alanları sağlayabileceğini fark etmem beni heyecanlandırdı. Ayrıca eğlenceli bir meslek olduğunu düşünmeye başlamıştım çünkü ortaya güzel bir ürün çıkarmaya çalışıyorsunuz ve bunu tasarlarken çok büyük bir keyif alıyorsunuz. İnsanlar da bu tasarlanan mekanı kullandıklarında bir kez daha mutlu oluyorsunuz.

 

Pafta Mag: How did your passion for architecture develop? What stimulated your interest?

 

Ali Osman Öztürk: I can say that it started thanks to the people who guided me during college applications. After I began the college, the courses that taught the history of architecture, the courses that demonstrated architectural formations and many suchlike subjects consolidated my interest and passion for architecture. It excited me when I realized architecture could touch and improve people’s lives and provide more useful living spaces. Also I started to think that being an architect was an enjoyable occupation as one works on creating an appealing product and take pleasure while making the design. It makes you delighted once again as people use this product.

 

 

Pafta Mag: Mimarlığa devam etmenizi sağlayan motivasyonunuz ne olmuştur?

 

Ali Osman Öztürk: İnsanların hayatlarına yararlı bir şekilde dokunabilmek, değiştirebilmek gibi etkenler motive etti. Mesleğin ilk zamanları herkes için gerçekten zordur. Sonrasında bir ofis kurup onu yürütmek de zor fakat mimarlığı bırakmayı hiç düşünmedim. Okuduğunuz bölümdeki ortamın yanı sıra okulun sağladığı hem arkadaş çevresi hem de öğretim üyeleri sizin daha konsantre olmanız ve daha iyi ürünler çıkarmanız konusunda önemli katkılarda bulunuyor. Bunun dışında ailenin gösterdiği destek de çok değerli. Örneğin maket yaparken veya bir çizimi yetiştirirken gösterdikleri destek, getirdikleri yiyecek ya da içecek ne kadar küçük bir ayrıntı olsa bile büyük bir önemi var. Genel olarak sosyal bağların motivasyon konusunda pozitif etkileri bulunduğuna inanıyorum. Ayrıca arkadaşlar arasında yapılan tatlı rekabetler, düzenlenen yarışmalara katılmak da motivasyonu pekiştirebilir. İkinci sınıfın yaz döneminde açılan bir yarışmaya katılıp ödüller almıştık ve bize büyük bir motivasyon kaynağı sağlamıştı.

 

Pafta Mag: What was the motivation that kept you moving on as you became an architect?

 

Ali Osman Öztürk: Factors like somehow being able to touch and change people’s lives motivated me. The earlier stages of employment are really hard for everyone. Then, establishing an office and running it is also hard but I never once thought about giving up on architecture. I believe that along with the environment that the faculty provides you with, both the social circle and the academicians the school introduces to you can help you concentrate and create better products. Apart from that, the support of the family is also very precious. For instance, despite the food or the beverage they bring to you while building a model or rushing a sketch seems like a trifle, it matters a lot. In general, I believe that social connections have positive impacts on motivation. Also, the small rivalries among friends and participating competitions can reinforce the motivation. We had received prizes after we entered a competition that started during the summer of second year and it was a great source of motivation.

 

 

Pafta Mag: Öğrencilik döneminizde hayatınızın içine entegre olmuş tasarım süreçleriyle sosyal yaşantınızın nasıl bir denge içinde olduğunu düşünüyorsunuz, kişisel ilişkilerinizi ne açıdan etkiliyordu?

 

Ali Osman Öztürk: Benden küçük iki kız kardeşim var ve geçmişi düşündüğüm zaman bazı dönemlerin silik olduğunun farkına varıyorum. Bunun nedeni ise derslerin getirmiş olduğu yoğunluk ile mezun olduktan sonra hayata atılmak gibi önemli bir duruma odaklanmak olduğunu düşünüyorum. Mimarlık eğitimi aldığımız yıllarda biriyle görüşmek için çok fırsatımız yoktu fakat günümüzde sosyal medya, internet ve elektronik posta sayesinde yarı sanal da olsa görüşme olanağı mevcut. Ek olarak iletişim ağı, önce kendi ruh, beden ve sosyal varlığını ayakta tutmak için sonra da gelecekte mesleğini ayakta tutmak için çok önemli bir role sahip.

 

Pafta Mag: How do you think the design processes that became an integral part of your life is balanced with your social life, how did it affect your personal relationships?

 

Ali Osman Öztürk: I have two younger sisters and as I think about the past, I recognize how ambiguous some periods are. I believe that the reason is the intensity of the classes and my focus on starting a career after I graduated. Back then, we did not have a many means of staying in touch with people but today, thanks to social media, internet and mail; despite online, there is the chance of keeping in touch. In addition, the network is very important primarily to keep my soul, body and social existence rigid and then for sustaining my occupation.

 

Pafta Mag: Öğrencilik dönemi denildiğinde aklınıza ilk gelen hatıra nedir?

 

Ali Osman Öztürk: İlk aklıma gelen okulda sabahlamamızdı. Hatırlıyorum da sabahladığımız günlerde kantinin açılmasını kedi gibi beklerdik. O zamanlar çok da zengin (!) bir menüsü vardı dört maddeden oluşan. Eskiz kâğıdından kaleme ne bittiyse paylaşılırdı, birbirimize destek olurduk. Biz biraz daha kısıtlı imkânların olduğu dönemde büyüdüğümüz için en ufak detaylar bizi mutlu ediyordu.

 

Pafta Mag: What is the first memory you can think of about your student life?

 

Ali Osman Öztürk: The first thing that comes to my mind is when we stayed up all night. We waited for the cafeteria to open like kittens. By then, they had a very rich (!) menu of four ingredients. We shared everything from sketch paper to pen, whatever runs out, we supported one another. As we grew up at a time of rather limited opportunities, even the smallest details made us happy.

 

Pafta Mag: Öğrencilik hayatınızda size ilham veren mimar/mimarlar kimdir? Yapı/yapılar nelerdir?

 

Ali Osman Öztürk: Behruz ve Altuğ Çinici tarafından tasarlanan ODTÜ Mimarlık Fakülte Binası bize çok ilham verirdi. Hala gittiğim zaman beni heyecanlandıran bir yapı. Türkiye’de eğitim alanında brüt betonla yapılmış ilk yapılardan biri ve tavanındaki kaset döşemelerden avlularına kadar çok güzel bir mekânsal kurgusu vardı. Yapı olarak kuruluşu ne kadar eski olsa da çok ileriye dönük ve fonksiyonel bir oluşuma sahipti. Bu fonksiyonellik sayesinde çeşitli aktiviteler, sosyal olaylar gerçekleştirebildik ve sergiler düzenleyebildik. Eşber Yolal, Kemal Aran, Feyyaz Erpi, Enis Kortan, Gönül Evyapan, İnci Aslanoğlu, Ali Cengizkan, Abdi Güzer gibi isimler bizi çok derinden etkileyen isimlerin yanı sıra Alvar Aalto, Louis Khan, Le Corbusier, Frank Lloyd Wright, Mies van der Rohe, Walter Gropius gibi isimlerin de önemli katkıları oldu. Özellikle son sınıfa doğru Norman Foster, Renzo Piano ve Richard Rogers gibi isimlerin mimari yaklaşımı daha çok ilgimi çekti.

 

Pafta Mag: Who were the architect(s) that inspired you as a student? Which building(s) inspired you?

 

Ali Osman Öztürk: The building of ODTÜ Department of Architecture designed by Behruz ve Altuğ Çinici inspired us a lot. It is a building that still excites me as I step into it. Most probably it was the first structure in Turkey constructed with exposed concrete and had a beautiful spatial setup from the cassette ceilings to the courtyards. Despite its structural execution is quite old, it had a forward looking and functional form. By means of this functionality, we could organize various activities, social events and exhibitions. Alongside the people like Eşber Yolan, Kemal Aran, Enis Kortan, Gönül Evyapan, İnci Aslanoğlu, Ali Cengizkan who influenced us very profoundly; names like Louis Khan, Le Corbusier, Frank Lloyd Wright, Walter Gropius also had considerable contributions. Especially by the senior year, the architectural approaches of Norman Foster, Renzo Piano and Richard Rogers drew my interest.

 

Pafta Mag: Mesleki hayatınızda üzerine çalışırken en çok keyif aldığınız projeniz hangisidir? Bu projenin hangi açılardan sizin mimarlığa yaklaşımınızı yansıttığını düşünüyorsunuz? Akademik hayatınızda edindiğiniz tecrübelerin, bu projeye etkileri ne doğrultuda olmuştur?

 

Ali Osman Öztürk: Armada kompleksinin hayatımızda çok önemli bir rolü oldu. Mezun olduktan on yıl sonra bulunduğumuz ofisi kurdum. İkinci yılımızda, yeni bir mimari ofis olmamıza rağmen sunduğumuz fikirlerle Armada projesini aldık. Armada’nın tasarım sürecinde klasik bir alışveriş merkezinden ziyade estetik bir yapı olmasını amaçladık. İlk açıldığı dönemlerde istediğimiz başarıyı sağladı fakat ilerleyen zamanlarda açılan yeni alışveriş merkezleri, yapıların büyüklükleri önemli olmaya başlayınca baştaki başarısını sürdüremedi ve bu duruma çok üzüldük. Sonra ikinci etap projemiz devreye girdi. Biz Ankara’da dış mekân kullanımı, sokak fikrinin insanlar için faydalı olacağına inanıyorduk. Sokak tasarlanıp açıldıktan sonra insanların açık mekân kullanma konusundaki alışkanlığını ve cesaretini arttırarak Armada’nın başarısında yeniden bir yükselme oldu ve şuanda Ankara’da sevilen popüler mekânlar arasında yerini aldı. Aslında biz bu projeyi daha önceden tasarlamıştık fakat hayata geçirememiştik. Bu sırada elimize bir fırsat daha geçti ve İstanbul’da açık bir yaşam ve alışveriş merkezi olan Via/Port’u tasarladık. Arkasından Tepe Prime’ı tasarladık ve yapım aşamasında iken açık alan kullanımı hakkında endişeler devam ediyordu. İnsanların alışması ve yararlanması deneyimi olumlu oldu ve bu deneyimin ardından dış mekan kullanımı Armada da uygulandı.  Bütün projelerimizin hikâyesine bakınca Armada bizim için çok özel bir yere sahip.

 

Pafta Mag: During your professional life, which was the project that you enjoyed working on the most? In which aspects do you think this project reflects your architectural approach? In which sense the experiences you gained during your academic life impacted this project?

 

Ali Osman Öztürk: The complex of Armada had a huge impact on our lives. Ten years after I graduated, I established this office. In our second year, despite this was a new architectural firm, with the ideas we presented, we undertook the project of Armada. We aspired during the design process for Armada to be more of an aesthetical structure than merely a shopping centre. Early on, it reached the success we aimed; yet, the centre could not sustain its success with the construction of new shopping malls and the growing importance of their scale, and this situation really upset us. Then, the second stage of the project was initiated. We believed that the idea of an outdoor street in Ankara would benefit people. After the street was designed and brought into use, the way it encouraged and catalysed people’s habit of using outdoor spaces once again elevated its success and now it stands as one of the most popular and preferred locations in Ankara.  In fact, we had designed this project before but could not have realized it. Then we had an opportunity and we designed Via/Port in İstanbul, an open shopping and community centre. Right after, we designed Tepe Prime and as we observed how the concerns about the use of outdoor spaces during the construction stage turned into support and curiosity as people benefited and got used to the open spaces, we applied the same practice to Armada. As we overlook the stories of all our projects, Armada has a very special place.

 

Pafta Mag: Eğitim hayatlarına devam eden okurlarımız için vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

 

Ali Osman Öztürk: Dünyayı, Türkiye’yi ve mesleğimizi iyi anlamak ve tanımak lazım çünkü bir mimar önce bulunduğu yeri çok iyi tespit edip oradan hareket etmeli. Bu tespiti yaparken de bulunduğu dönemi değerlendirip hem geçmişe hem de geleceğe bakması gerekiyor. Tarih, mimarlık tarihi, sanat tarihi gibi dersleri bıkmadan sıkılmadan okumak gerekiyor. Hem tarihe hem de geleceğe bakarak nerede bulunduğumuz daha iyi kavradığımızı düşünüyorum.

 

Pafta Mag: What are your recommendations for our readers who still resume their education lives?

 

Ali Osman Öztürk: It is essential to understand and recognize the world, Turkey and our occupation; as a good architect first needs to know where he stands and take that as a reference point. While making this observation, he should first evaluate the time that he lives in, and look at both the future and the past. It is essential to read about subjects such as history, history of architecture, history of art without weariness. I believe that we comprehend where we stand by looking at both the past and the future.

 

Fotoğraftakiler sırasıyla; Elif Leblebici, Ali Osman Öztürk, Duygu Çöplü

http://atasarim.com.tr/tr

 

Görseller: Nefes Damla Kalemli

Röportajı Yapan: Duygu Çöplü, Elif Leblebici

Röportaj Deşifre: Görkay Düzgün, Süreyya Atalay

Çevirmen: Eda Tarakçı

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?