Sefer Çağlar

Autoban Mimarlık'ın Kurucularından Mimar Sefer Çağlar'ın Gençlik ve Öğrencilik Yılları

| Ağustos 2018


2003 yılında İstanbul’da kurulan ve daha sonrasında hızla büyüyen ekibiyle birlikte Türkiye’de ve dünyada önemli mimari, iç mimari ve ürün tasarımlarıyla ses getiren Autoban 212’nin kurucularından Sefer Çağlar ile çok eğlenceli bir röportaj yaptık. Fikirlerini anlattığı ve sorularımızı cevapladığı için teşekkür ederiz.

Pafta Mag: Tercih döneminizde mimarlık yazmanızdaki etkenler nelerdir? Bu süreç nasıl gelişti?

Sefer Çağlar: Ben bölümümü seçerken benim istediğim şeylerin gerçeğe geçecek olmasını göz önüne aldım. Her zaman mekânı sorguluyordum. Girdiğim alanlarla ilgili her zaman bir fikrim oluyordu ya da değiştirmek istiyordum. “Keşke şurası böyle olsaydı”, “Daha farklı ne olabilirdi?”, “Şurayı acaba düzeltebilir miydim?” gibi sorularım oluyordu. Dolayısıyla mekânı algılamam ve sonrasında onunla ilgili düşünmem ve yorumlar yapmam bu konuda beni eğitim almaya iten en büyük özelliğimdi. Daha öncesinde beni bu meslek konusunda yönlendiren biri olmamıştı. Hazırlanmaya başladım sonrasında Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’ne girdim ve doğru yerde olduğumu orada anladım. Bizim okulumuza yetenek sınavı ile giriliyordu. Öncesinde kursa gittim, resim ve çizim konusunda iyiydim. Kurs ile birlikte bu yeteneğimi okulun istediği ölçütlere getirdim.

Pafta Mag: Mimarlığa olan tutkunuz nasıl gelişti? Bunu tetikleyen ne oldu?

Sefer Çağlar: Ben Niğdeliyim. Dayım ben küçükken taş ustasıydı ve taş evleri yapardı. Sonradan anladım ama aslında çocukluktan beri hep bunun içindeymişim aslında. Tutku olarak değil belki ama üniversite öncesi “Ben ne yapmalıyım?”, “Kendimi nasıl yansıtmalıyım?” diye çok sorguladığım bir dönemdi. Mimarlık bende bir meslek olarak başladı.

Pafta Mag: Mimarlığa devam etmenizi sağlayan motivasyonunuz ne olmuştur?

Sefer Çağlar: Aslında siz de biliyorsunuz ki mimarlık bir disiplin aynı zamanda bir meslek. “Başladığım işi bitirmem lazım.” fikri benim devam etmemdeki en büyük etken. Motivasyonumun en büyük kaynağı ise yaptığım işi çok seviyor oluşum ve sonlandırmayı, daha doğrusu sonucunda ne çıkacağını merak etmem. Uygulamaya geçişini ve ilerleyişini görmek aslında bir öğrenme şekli. Aslında en son sorularda var ama okul sonrası hayat bir eğitim. Dolayısıyla hepimizin eğitimi aslında devam ediyor ve aslında hiç sonlanmayacak. Birilerinin size öğrettiği şeyler değil de yaparak öğrenmek de bir sistem. Okulda hepimize iyi olanı da kötü olanı da öğrettiler. İyi olan budur diyerek bizi şartladılar ve biz de şu an bu eğitimin etkilerinden geçiyoruz ama eğitimden sonraki hayatta, daha çok yaparak öğrenmenin içerisindeyim. Hep daha çok öğrenme ve merak söz konusu.

Pafta Mag: Öğrencilik döneminizde hayatınızın içine entegre olmuş tasarım süreçleriyle sosyal yaşantınızın nasıl bir denge içinde olduğunu düşünüyorsunuz, kişisel ilişkilerinizi ne açıdan etkiliyordu?

Sefer Çağlar: Öğrencilik hayatımda pek vaktim yoktu. Daha çok sürekli proje yetiştirmek ve çizim yapmakla uğraşıyorduk. Gençtik aslında onu da yaşamak istiyorduk ama pek vaktimiz kalmıyordu. Şu anda da çok vaktimiz yok. Her üniversitede olduğu gibi bizim üniversitede de kendi içerisinde dönen bir sosyal yapı vardı.


Pafta Mag: Öğrencilik dönemi denildiğinde aklınıza ilk gelen hatıra nedir?

Sefer Çağlar: Öğrencilik başlı başına bir hatıra aslında. Bütün süreçleriyle çok da güzel bir dönem. Kendinizi bulduğunuz, ifade ettiğiniz ve keşfettiğiniz bir olgu. Mimar Sinan başlı başına çok güzel bir okul. Her sabah erkenden giderdim okula, arkadaşlarla Rıhtım’da buluşup tost yer, çay içer, muhabbet ederdik. En hoşuma giden hatıralarımın başında hep arkadaşlık gelir. Özellikle geçenlerde, okulda tekrar “Rıhtım Günleri” başlamıştı. Koridorda tanımadığınız insanları görmek çok hoşuma gitmişti. Yıllar sonra, birçok insanla karşılaşıp tanımasan bile onları çevreniz olarak kabul etmiştik.


Pafta Mag: Öğrencilik hayatınızda size ilham veren mimar/mimarlar kimdir? Yapı/yapılar nelerdir?

Sefer Çağlar: Ben Sedad Hakkı’nın yapılarını çok beğenirim, bana çok ilham veriyordu. Bizim okul da öyle bir yapıydı. Sonrasında onun diğer yapılarını da ziyaret etme fırsatı buldum. Bauhaus ile Türk yapılarını bir araya getirip yorumlaması çok hoşuma gitmişti. Aslında o dönem öğrendiğim çoğu mimardan kendime bir şeyler katmıştım. Bunlardan önemli olarak söyleyebileceğim bir isim: Carlo Scarpa’dır. Venedikli bir dolap üreticisidir ama aynı zamanda mekânlar da yaratıyor. O küçük dolap detaylarını mimariye eklemesi çok hoşuma gitmiştir. Çünkü ben de böyle bir yaklaşımı seviyorum, küçük detayları büyük mekânlara uygulamak ve bir ürün kalitesinde tasarlamak hoşuma gidiyor. Aynı zamanda bitmemiş malzemeleri kullanması çok hoşuma gitmişti. Sanırım bu sorunun cevabı benim için Carlo Scarpa.

Pafta Mag: Mesleki hayatınızda üzerine çalışırken en çok keyif alığınız projesiniz hangisidir? Bu projenin hangi açılardan sizin mimarlığa yaklaşımınızı yansıttığını düşünüyorsunuz? Akademik hayatınızda edindiğiniz tecrübelerin, bu projeye etkileri ne doğrultuda olmuştur?

Sefer Çağlar: En keyif aldığım proje Türk Hava Yolları CIP Lounge’tu. Çünkü hep kutuları tasarlıyoruz ama aslında orada bir küreyi tasarlamıştık, küresel mekânların bir araya gelişini deneyimlemiştik. Türk Mimarisi ve Mimar Sinan’ın eserlerinden esinlenmiştik. Aslında onların üstü kubbe şeklinde gelir ama biz projede tam bir küreyi yere biraz batırarak kullanmıştık. Bunu tasarlamak çok hoşuma gitmişti çünkü bu aslında benim için keşif gibiydi, daha önce böyle bir mekân görmemiştim ve yapmamıştım da. Süreçlerinden de çok keyif almıştım. Bütün inşaat süreçlerinde gidip gelmiştim. Burada aslında kendime bir güven de gelmişti. Bir küreyi detayları ile birlikte havalandırmasını, kendi kendini taşımasını, ses yalıtımını çözebilmek çok hoşuma gitmişti. ‘Kabuk’ kavramını ben burada tam olarak anlamıştım.


Pafta Mag: Eğitim hayatlarına devam eden okurlarımız için vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Sefer Çağlar: Aslında bu sorunun cevabı herkese göre değişir ama bence bir an önce okuldan sonraki iş hayatına atılmalarını ve yeni bir okula başlamalarını tavsiye edebilirim. Çünkü kendi ifadelerini ancak deneme yanılma ve başka insanlarında tasarım dillerini görerek anlayabilirler. Bu da kolay bir şey değil, uzun yılları alan bir kavram. Biz de 13-14 senelik bir ofis olarak yeni yeni kendi dilimizi oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Mimarlık bir yolculuk ve bir eğitim, bir an önce bu yola girmelerini tavsiye ediyorum.

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?