ArchQuestioned: Erkut Şahinbaş

Başarılı Mimar Erkut Şahinbaş'ın Gençlik ve Öğrencilik Yıllarıyla İlgili Röportaj

| Şubat 2019


Erkut Şahinbaş’a misafirperverliği ve sıcak tavrı için teşekkür ederiz.

 

Pafta Mag: Tercih döneminizde mimarlık yazmanızdaki etkenler nelerdir? Bu süreç nasıl gelişti?

 

Erkut Şahinbaş: Babam diş hekimiydi ve benim de bu meslekte ilerlememi istedi. Bu fikre sıcak bakmıyordum çünkü müzikle uğraşmak istiyordum. Müzisyenlik meslek olarak değerlendirilmiyordu o zamanlar. Ben de inşaat mühendisliğinde karar kıldım ve ona göre hazırladım kendimi. Tercih döneminde ise Boğaziçi Üniversitesi’nin İnşaat Mühendisliği Bölümü ilk tercihimdi fakat kazanamadım. İkinci tercihim olan ve o yıl kapılarını öğrencilere ilk defa açacak olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’ne yerleştim. Bölümü kazanan ilk öğrencilerdendim ama mimar olmayı hiç düşünmemiştim. Mimarlık öyle bir meslek ki bilerek seçilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü mimarlık meslek olmasının yanı sıra içinde birçok faktörü barındıran bir sanat dalı aynı zamanda. Mimarlık psikolojiden sosyolojiye, aldığınız eğitimin kalitesinden öğrendiğiniz bilgileri nasıl kullandığınıza ve aile terbiyenizden sosyal yaşantınıza kadar her alandan etkilenen bir meslek.

 

Pafta Mag: What were the factors that led you to pursue a career in architecture? How did this process develop?

 

Erkut Şahinbaş: My father was a dental surgeon and he wanted me to follow his occupation. I was not warming up to this idea because I wanted to produce music. Being a musician was not considered to be an occupation back in those days. So I decided that I would do civil engineering and I prepared for it accordingly. Boğaziçi University’s Department of Civil Engineering was my first choice, however, I did not get accepted. I was accepted by my second choice, Middle East Technical University’s Department of Architecture, which would open its doors to students for the first time that year. I was one of the first students who were accepted, but I had never considered being an architect. I do not think that architecture is an occupation that always has to be chosen willingly because, along with being an occupation, it is also a field of art that encapsulates various other factors. Architecture is a profession that is influenced by factors ranging from psychology to sociology, from the quality of the education you received to how you use the information you learned, and from the manners you were taught by your family to your social life.

 

Pafta Mag: Öğrencilik dönemi denildiğinde aklınıza ilk gelen hatıra nedir?

 

Erkut Şahinbaş: Az daha okuldan kovulacağım aklıma geliyor. İkinci sınıftaydım, o zamanki dekan bizi odasına çağırdı. “Aklınızı başınıza alın yoksa atılırsınız!” dedi. Böyle bir durumla karşılaştıktan sonra daha çok çalıştım. Özellikle yabancı hocalarım bu süreçte çok yardımcı oldular. Diğer bir anım ise çizim projesi yapılacaktı derste ve aynı gün içinde projenin teslim edilmesi gerekiyordu. Herkes projesini teslim etti. Üç gün sonra sonuçlar açıklandığında yarışmayı kazandığımı öğrendim. Yarışma aslında ödüllü bir yarışmaymış. 200 lira, o zamanlar için önemli bir miktar, kazanmıştım.

 

Pafta Mag: What is the first thing that comes to mind when student life is mentioned?

 

Erkut Şahinbaş: I remember that I got almost kicked out of university. I was in my second year, the dean of the time called us over to his room and said: “Come to your senses or you will be expelled!” I worked harder after encountering such an incident. My foreign teachers were especially helpful toward me during that process. Another memory of mine is that there was a sketch project that we had to produce in the class and it had to be submitted during the same day. Everyone submitted their projects and after three days when the results were announced I learned that I had won the competition. It turns out that the competition actually had a prize. I had earned 200 Turkish liras, which is a considerably large amount in those days.

 

Pafta Mag: Mimarlığa olan tutkunuz nasıl gelişti? Bunu tetikleyen ne oldu?

 

Erkut Şahinbaş: Gezmek, yeni yerler görmek ve farklı kültürleri tanımak diyebilirim. Gezdiğiniz zaman ilginizi çekebilecek detayları fark ediyorsunuz ve bunlar sizi etkileyebiliyor. Diğer bir faktör olarak kişisel gelişimi örnek verebilirim. Her alanda sizden daha üstün olan biri mutlaka mevcut fakat önemli olan kendinizi o kişiyle mukayese etmek yerine “Daha iyi nasıl olabilirim?” sorusunu irdeleyerek kendinizin olabilecek en iyi şeklini bulmaya çalışmaktır.

 

Pafta Mag: How did your passion for architecture develop? What stimulated your interest?

 

Erkut Şahinbaş: I can say that traveling, seeing new places, and getting to know different cultures. When you travel, you notice details that might attract your interest and they end up influencing you. I can give self-improvement as another example. In every sphere of life, there will always be a person who is better than you at a specific thing. However, the important thing is not competing with that person, but trying to find the best version of yourself by asking the question: “How can I be better?”

 

Pafta Mag: Yurt dışında aldığınız eğitimle Türkiye’de aldığınız eğitim arasında ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?

 

Erkut Şahinbaş: Fark şu: Danimarka’da aldığım eğitimde, hocalarımız çoğunlukla profesyonel mimarlardan oluşuyordu. Akademisyen mimarlar da vardı ama proje derslerini genellikle profesyonel mimarlar verirdi. Onların bakış açıları ve tecrübeleri daha farklı geliyordu. Türkiye’de ise profesyonel mimarlar yeni yeni akademik kadrolara dâhil olmaya başladılar. Bir de eğitim sürecinde elde edilen kazanımlar genel kültürün yüksek seviyede olduğu bir şehirde okuduğunuz zaman bir başka şekilleniyor. Ayrıca eğitimin alındığı ortam ve şehir gibi önemli faktörler de var. Şehir sana ne veriyor? Sen şehirden ne alıyorsun?

 

Pafta Mag: What kind of differences did you observe between the education that you received abroad and in Turkey?

 

Erkut Şahinbaş: The difference is that our teachers in Denmark mostly consisted of professional architects. There were academician architects as well but generally, the professional architects gave the lectures that contained projects. Their perspectives and experiences were different. However, in Turkey, professional architects have only recently started to join the academic staff. The acquisitions obtained during the education process are also shaped differently when you study in a city where culture is abundant. Furthermore, there are important factors such as the environment and the city in which the education is received. What is the city giving to you? What are you receiving from the city?

 

Pafta Mag: İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi’nde hayata geçirdiğiniz yapıları günümüzde nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Erkut Şahinbaş: Bilkent Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, Mimarlık Fakültesi’nin FF Binası, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi ve Odeon’un da aralarında bulunduğu birçok binanın hayata geçirilmesinde rol oynadım. Bilkent Üniversitesi’nde memnun olduğum yapılar da mevcut olmadığım yapılar da. Mesela FF Binası zaman kısıtlılığı nedeniyle olması gerekenden hızlı bir şekilde hayata geçirildi. Bu sınırlama binanın bazı yönlerden eksik kalmasına sebep oldu. Bu yüzden FF Binası hiç memnun olmadığım bir binadır. Bunun dışında Odeon ve Merkez Kütüphanesi gibi yapılar hakkında güzel geri dönüşler alıyorum. Benim için kütüphane bir üniversitenin kalbidir. Bilkent Üniversitesi bu alanda Türkiye’nin en iyi kütüphanelerinden birine sahip. Neticede Bilkent Üniversitesi örnek bir üniversite olarak ortaya çıktı. İlk vakıf üniversitesi olmasının yanı sıra Türkiye’de Koç ve Sabancı başta olmak üzere birçok üniversitenin de önünü açtı. Aynı zamanda Bilkent Üniversitesi kuruluşundan itibaren, şehirden 10-15 kilometre uzakta olmasına rağmen, şehir ile olan ilişkisini sağlam tutmayı başarabilmiş bir yapıdır. Çoğu üniversite sadece gündüz yaşayan bir yapıya sahip ama Bilkent Üniversitesi böyle değil. Bilkent şehir ile arasında sıkı bir bağlantı kurabildiği için gece de yaşıyor. İnsanlar film izlemeye, spor yapmaya veya konser dinlemeye Bilkent Üniversitesi’ne geliyor.

 

Pafta Mag: How do you evaluate the buildings that you constructed at Ihsan Doğramacı Bilkent University today?

 

Erkut Şahinbaş: I played a role in designing many buildings including Bilkent University Main Campus Library, Department of Architecture’s FF Building, Faculty of Music and Performing Arts, and the Odeon. There are some structures that I am pleased as well as others that I am not. For instance, the FF Building was constructed in a short period due to limitations on time. This limitation caused the building to be incomplete in certain ways. This is why the FF Building is a structure that I am not pleased with. Other than this, I am receiving great feedbacks about the Odeon and Main Campus Library. I believe that a library is the heart of a university. Bilkent University has one of the best libraries in Turkey. In the end, Bilkent University did come into existence as an exemplar university. Besides being the first foundation university in Turkey, it also paved the way for many other universities such as Koç and Sabancı University. At the same time, Bilkent University is a structure that was able to maintain its relationship with the city since its establishment, even though it is 10-15 kilometers away from the city. Unlike Bilkent University, many universities are only alive in the daytime. Bilkent is able to stay alive during the night thanks to its connections to the city. People come to Bilkent University to watch a movie, go to a gym, or to watch a concert.

 

Pafta Mag: Eğitim hayatlarına devam eden okurlarımız için vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

 

Erkut Şahinbaş: Bir mimar veya bir iç mimarın, bence, bir Rönesans insanı olması lazım. Dans etmesini bilecek, tiyatroya gitmesini bilecek veya sinemaya gidecek, sosyoloji okuyacak, psikolojiden anlayacak, iyi bir zevke sahip olup şeçkin bir insan olacak. Tabii bu özelliklerin hepsi bir anda gelişmiyor. Yavaş yavaş gelişecek özellikler bunlar fakat bunların geliştirilmesine kişinin de katkı sağlaması gerekiyor. Afrika’da bir kabilede muhtar seçilecekmiş. Kabile reisine: “O muhtar hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormuşlar. Bütün ahali toplanmış ve demiş ki: “Bir dans etsin de görelim!”. Mimarlık da aynı aslında. Konuşmak yeterli olmuyor, dans edeceksin. Bir şey üretip göstereceksin. İyi veya kötü olması önemli değil. Üretin, gezin ve keşfedin.

 

Pafta Mag: What are your recommendations for our readers who are continuing their education?

 

Erkut Şahinbaş: An architect or an interior architect, I believe, should be a Renaissance person. He/she should know how to dance, go to a theatre or a movie, read about sociology, understand psychology, have a good taste and be an outstanding individual. Of course, all of these features are not going to develop suddenly. These are the features that will grow slowly; however, one has to contribute to the development of them as well. In Africa, there was to be an election to determine the chief of a tribe. They asked the head of the tribe, “What do you think about that one?”. All the tribe members gathered around and said, “Let him dance and we shall see!”. Architecture is actually just like this. Talking is not enough, you have to dance. You have to produce something and show it. It does not matter whether it is good or bad. Produce, travel and discover.

 

Editör Yardımcısı/ Assistant Editor: Serra Koz

Grafiker/ Graphic Designer: Nefes Damla Kalemli

Çevirmen/ Translator: Şule Dilara Kipel, Görkay Düzgün

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?