Cem Korkmaz

Bütüner Mimarlık Ekibi'nden Mimar Cem Korkmaz'ın Öğrencilik Yılları

| Nisan 2019


Cem Korkmaz’a anlayışı ve yardımları için teşekkür ederiz.

 

Pafta Mag: Tercih döneminde Mimarlık yazmanızdaki etkenler nelerdi? Bu süreç nasıl gelişti?

Cem Korkmaz: Yaklaşık 10 yaşımdan beri mimar olmak istiyordum. Ancak özel bir merakım, çizim-grafik yeteneğim ya da ifade becerim yoktu. Bir çocuk olarak yapılara ve en temel haliyle yapıların oluşma süreçlerine meraklıydım. Ailemin mimarların hayatlarının gerilimli olduğu, yıpratıcı mesai düzenlerinin olduğu, iyi ve düzenli gelire sahip olamadıkları, benim de o güne kadar kendi başıma oturup odaklanarak bir şey çizip üretmiş olmadığım yönündeki uyarılarına rağmen tercih döneminde kararımı değiştirmedim.

Pafta Mag: Which factors did you consider while deciding on the major of architecture? How did the process evolve?

Cem Korkmaz: I wanted to be an architect since I was about 10 years old. However, I had neither any particular interest in drawing nor much of a graphical talent or means to express myself. As a child, I was interested in structures and their most essential processes of becoming. I did not change my mind about applying to architecture despite being told by my family that architects had stressful lives with prolonged working hours and low compensation, and that I had never sat down by myself and concentrated on producing a drawing.

 

Pafta Mag: Mimarlığa olan tutkunuz nasıl gelişti? Bunu tetikleyen ne oldu?

Cem Korkmaz: Seyahat ederek ve erken yaşlarda farklı yerlerde yaşama fırsatı bularak geliştiğini söyleyebilirim. Her zaman coğrafyaya, dillere ve kültürlere meraklı oldum. Mimarlığın da insanların hayatlarına, günlük ilişkilerine ve karşılaşmalarına doğrudan zemin hazırladığını gözlemledim ve bu denklemde yer almak istedim. Okuduğum ilkokul yapısının geniş koridorları ve o koridorların leke tutmayan yağlı boya duvarları arasında üzerimdeki üniforma ile kurduğum ilişkilerin, yaşadığım apartmanın girişinde kurduklarımdan daha hızlı ve gürültülü olması, o ilişkileri saat başı on dakika kuruyor olmamın, mekanların doğaları arasındaki çeşitliliği açık bir şekilde düşünmemi sağladığını hatırlıyorum.

Elbette dışarıdan çocuk gözü ve algısı ile bakıldığında daha net kurulan bazı ilişkilerin eğitim ve tecrübe ile daha da çeşitlendiğini anladım. Zamanın koşulları, iklimsel veriler, sosyal ve ekonomik etmenler, yapı teknolojileri, genel yapılaşma kuralları veya olabildiğince bireysel talepler ile denklem karmaşıklaşıyor. Çözerken mekânı deneyimleyen insanın gözünden bakmaya çalışarak empati kurmak da her zaman heyecan verici oluyor.

Pafta Mag: How did your passion for architecture develop? What triggered it?

Cem Korkmaz: I can say that it developed as I had the opportunity to travel and live in different places from an early age. I have always been interested in geography, languages, and cultures. I observed that architecture had played a critical role in shaping the lives of people and their daily relationships and I wanted to be a part of this equation. The relationships that I experienced with my uniform and the large corridors of my primary school building with stain-free oil painted walls, the fact that these encounters were faster and louder than the ones I formed in the entrance of the apartment I lived in, and the fact that I formed those for ten minutes in every hour enabled me to be open minded about the diversity between the nature of spaces.

Naturally, I had come to realize that some relationships that were formed clearly through a child’s eye and understanding would be quite different from that of an educated and experienced understanding. This equation becomes more complex with the conditions of time, climatic data, social and economic factors, building technologies, general construction rules, or highly individual demands. It is also always exciting to use empathy to solve spaces through the eyes of those who will experience it.

 

Pafta Mag: Mimarlığa devam etmenizi sağlayan, motivasyonunuzu artıran ne olmuştu?

Cem Korkmaz: Her problem farklı. Her yeni projede her şeyi baştan öğrenmek gerektiğini hissediyorum. Elde hiçbir şey olmadığı düşüncesi ilk anda korkutucu olsa da aslında bilgiye daha rahat ulaşma ve üretilen çözümü daha verimli bir şekilde aktarma becerisine ve tecrübesine sahip olduğumu çalışmaya başladıktan sonra hızlı bir şekilde hatırlıyorum.

Böylelikle her iş gelecekteki başka bir işe küçük bir iz bırakıyor. Aslında mimarın hayatı boyunca edindiği mesleki refleksleri, mimar kariyeri ilerledikçe belki kendisine üslup da diyebileceğimiz bir yapısal tutarlılık kazanıyor. Problem tanımın her iş özelinde farklılaşması da hem sürecin hem de sonucun çeşitlenmesini sağlıyor.

Her yeni problem tanımı ile çevreyi, dünyayı ve insan doğasını tanıma fırsatı buluyoruz. Bu kültürlenme sürecine paralel olarak bir yandan insanın kendisini de tanıyor olması benim için mimarlığa devam etmenin ana motivasyon kaynağını oluşturuyor.

Pafta Mag: What enabled you to continue your architecture and increased your motivation?

Cem Korkmaz: Every problem is different. I feel that in every new project, everything must be learnt from the beginning. Even though the idea of having nothing at hand is frightening at first, I realize that I have the ability and experience to reach information more easily and find a solution more efficiently after I start working.

Thus, every project leaves a small mark on a future project. In fact, the professional reflexes that the architect acquires during his or her life gain a structural consistency which we can name the modus operandi itself, as the architect’s career progresses. As the definition of the problem differs in every work, it makes it possible to diversify both the process and the outcome.

With the definition of each new problem, we find the opportunity to get to know the environment, the world, and human nature. Getting to know yourself parallel to this process of cultivation is the main motivation for me to continue architecture.

 

Pafta Mag: Öğrencilik döneminde hayatınızın içine dahil olmuş tasarım süreçleriyle sosyal yaşantınızın nasıl bir denge içinde olduğunu düşünüyorsunuz? Kişisel ilişkilerinizi ne açıdan etkiliyordu?

Cem Korkmaz: Öğrenciyken bu dengeyi kuramadığımı söylemeliyim. Özellikle stüdyo derslerinin iş yoğunluğunun arttığı dönemlerde işlerime öncelik verip ilişkilerimi arka plana atma alışkanlığım vardı. Bir iki grup işi haricinde hiçbir zaman uykusuz kalmadım ve her zaman teslim gününden en az iki gün önce işlerimi tamamladım. Herkes çalışıp bir şeyler yetiştirmeye çalışırken kendime zaman ayırmayı ve dinlenmeyi tercih ettim. Bunu yapınca da aslında hayatımdaki insanlara “Önce işim, sonra rahatım.” demiş olduğumu ancak kendi ailemi kurduktan sonra fark ettim.

İyi bir sorumluluk bilincim olduğu için de iş hayatında en başlardan itibaren yönlendirici rollerde bulundum. İş üstüne yeni işler ve yeni sorumluluklar eklendikçe de aslında her şeyi dengelemek için ne eksik ne de fazla çalışmak gerektiğini, insanın iş için kendisini yıpratmasının hem kendisine hem de yakınlarına saygısızlık olduğunu anladım. Yapılabilecek kadarını, makul ve düzenli çalışma ile yapmanın insanın hayattaki kısıtlı zamanına ve değerli emeğine saygı göstermesi olduğu bilincini işlerimizin sıkıştığı her dönemde kendime hatırlatıyorum. Süreç o zaman çok daha verimli ilerliyor.

Pafta Mag: What do you think about the balance of your social life and the design processes that had been involved in your life when you were a student? How did it affect your personal relationships?

Cem Korkmaz: I must say that I could not balance them when I was a student. Especially in the periods when the workload of the studio courses increased, I had the habit of giving priority to my work and putting my relationships behind. I have never been sleepless except for a couple of group projects, and I have always completed my work at least two days prior to the deadline. I preferred to spend time with myself and relax while everyone else was working and trying to meet the deadline. I only realized that I was leaving the impression o “First my task, then my comfort” on people after I started my own family.

Since I have a good sense of responsibility, I have been in the leading roles in business life from the very beginning. As new jobs and new responsibilities kept accumulating, I learned that it is necessary to balance everything so that you do not work too much or too little and that exhausting oneself for work is disrespectful to oneself as well as their families and friends. I remind myself every time I’m packed with work that doing what you can do reasonably and regularly is to respect the human’s limited time and precious labor. The process then proceeds much more efficiently.

 

Pafta Mag: Öğrencilik dönemi denildiğinde aklınıza ilk gelen hatıra neydi?

Cem Korkmaz: Ankara’nın tarihi kuraklığını yaşadığı 2007 yılı Temmuz ayında topografya ve şantiye stajı için 6 hafta boyunca her gün 40 kişilik bir grup halinde ODTÜ yerleşkesinin bir bölgesinde ölçüm yaptığımız veya bazen tam bir gün boyunca ağaç gölgesinde cihaz beklediğimiz dönemi söyleyebilirim. Neyse ki mimarlık eğitimimiz hiçbir döneminde o dönemdeki gibi askerlik hizmetine benzeyen bir deneyim sunmadı.

Pafta Mag: What is the first memory that comes to mind when you think about your student life?

Cem Korkmaz: In July of 2007, when Ankara experienced its historic drought, I remember that as a group of 40 people we participated in surveying the topography of a part of METU campus every day for 6 weeks as part of a summer practice, sometimes even waiting for a device in the shade of a tree the whole day. Fortunately, our architectural education has never been like the military service that it was in that period.

 

Pafta Mag: Öğrencilik hayatınızda size ilham veren mimar/mimarlar kimdi? Yapı/yapılar nelerdi?

Cem Korkmaz: Öğrenciyken, kuvvetli ve sade imgeye sahip yapılardan heyecanlandığımı anımsıyorum. Elin birkaç küçük ama kuvvetli hareketi ile şekil alıp kimlik kazanan yapıları beğeniyordum. Oscar Niemeyer, Mario Botta ve Tadao Ando’nun yapılarını örnek verebilirim.

Aktif olarak proje ürettikçe de yapı, yapı programı ve yapı tekniği arasındaki ilişkilerde ustalaşmış mimarlara daha çok saygı duymaya başladım. Louis Kahn, Renzo Piano, Rafael Moneo ve Eduardo Souto de Moura’nın her projesinden günümüz mimarlığında faydalı olacak bir ilham alabileceğimizi düşünüyorum. Saydığım mimarların sırasıyla, Yale Üniversitesi Sanat Galerisi, Jean-Marie Tjibaou Kültür Merkezi, El Greco Kongre Merkezi ve Braga Belediye Stadyumu projeleri bağlam, işlev, yapı tekniği ve kullanıcı arasında şairane ilişkiler kuruyor.

Pafta Mag: Which architect/architects inspired you when you were a student? Which building /buildings?

Cem Korkmaz: When I was a student, I remember being excited by powerful and simple imagery. I liked the structures that took shape with a few small but strong movements of the hand. Some examples I can give would be those of Oscar Niemeyer, Mario Botta, and Tadao Ando.

As I actively continued producing projects, I had developed deeper respect for architects who have mastered the relationship between building, building program, and building technique. I think that the works of Louis Kahn, Renzo Piano, Rafael Moneo, and Eduardo Souto de Moura are beneficial and inspirational considering today’s architecture. Yale University Art Gallery, Jean-Marie Tjibaou Cultural Center, El Greco Congress Center, and Braga Municipal Stadium projects form relationships between context, function, construction technique, and the user in a poetic way.

 

Pafta Mag: Şu ana kadar mesleki hayatınızda üzerine çalışırken en çok keyif aldığınız projeniz hangisiydi? Bu projenin hangi açılardan sizin mimarlığa yaklaşımınızı yansıttığını düşünüyorsunuz? Akademik hayatınızda edindiğiniz tecrübelerin bu projeye etkileri ne doğrultuda olmuştu?

Cem Korkmaz: Şu anda yapımı devam eden Bangladeş Halk Cumhuriyeti Kançılarya Yerleşkesi projemizi söyleyebilirim. Projede bir devletin kendi imgesi ve kimliği üzerinden bir kamu yapısı ile iletişim kurma çabası var. Öte yandan yerleşkenin içinde aynı iletişimi daha mahrem bir düzeyde kuran elçi konutu da yer alıyor. Aynı bağlamda farklı işlevlerdeki iki yapının birbiriyle uyumunu yakaladığımızı ve yapıların işlevsel farklılıklarından mekânsal zenginlik üretmeyi başardığımızı düşünüyorum. Bunu da Bangladeş’in olgun yerel mimari kültürüne uyumlu bir kompozisyonda, Ankara’da, yarışma ile yapmış olmamız, daha önce da bahsettiğim üzere, tasarım sürecinin merkezinde empatinin yer alması ile mümkün oldu.

Akademik hayatta kültürler ve insanlar arası diyaloğu akılcı bir şekilde kurmayı öğreniyorsunuz. Bunu projeye yansıtmak çoğu zaman mümkün olmadığı için, fırsat bulduğunuzda o fırsatı heyecanla değerlendirmeniz gerekli. Bu projede de bu heyecanı uzunca bir süre canlı tutabildik.

Pafta Mag: What was the project that you enjoyed working on the most in your professional life? In which ways do you think this project reflects your approaches to architecture? What are the effects of the experiences you gained in your academic life in this project?

Cem Korkmaz: I can say that I enjoy our Chancery Compound project which is currently under construction for the People’s Republic of Bangladesh. The project is an attempt by a state to communicate its image and identity through a public structure. On the other hand, there is also an ambassador’s residence in the same plot that shares the same language on a more private level. In the same context, I think that we have achieved a harmony between two structures with different functions and we have succeeded in producing spatial wealth from the functional differences of the structures. Doing a composition in Ankara that is compatible with the mature local architectural culture of Bangladesh, and earning the commission through a design competition, was facilitated by, as I mentioned before, placing empathy being at the center of the design process.

In academic life, you learn to establish a dialogue between cultures and people in a rational way. Since it is often not possible to reflect this on the project, when opportunity knocks it is necessary to evaluate it with excitement. We were able to keep this excitement alive for a long time in this project.

 

Pafta Mag: Eğitim hayatlarına devam eden okurlarımız için vereceğiniz tavsiyeler nelerdir?

Cem Korkmaz: Mesleğin zorluğundan korkmak ve gelecekten endişe duymak kimseye bir fayda sağlamıyor. Hata yapmaktan çekinmeyin. Özellikle öğrencilikte ve profesyonel kariyerin başlarında yapılan hatalar veya hatalı tercihler herkesin daha bilinçli bir yönde ilerlemesini sağlıyor.

Mimarlık disiplinler arası iletişimin çok zengin olduğu bir meslek dalı. Hayat her durumda her birimizi farklı alana veya uzmanlığa yönlendireceği için mimarlığı tüm kalbiyle sevmeyen, ya da kendine tasarım, yönetim sürecinde güvenmeyen birinin bile, mimarlık eğitimi süresince edindiği kavramlar arası ilişki kurma ve sunma becerisinin faydalarını hayatı boyunca göreceğini düşünüyorum.

Pafta Mag: What is your advice for our readers who continue their education?

Fearing the difficulty of the job and worrying about the future does not benefit anyone. Do not be afraid of making mistakes. Making mistakes or wrong decisions, especially in student life and at the beginning of a professional career, enables everyone to continue in a more informed manner.

Architecture is a profession where interdisciplinary communication is very rich. Since life will lead everyone to a different area or profession, I believe that even people who do not love architecture with all their heart, or who do not trust themselves in design and management processes, will see the benefits of building and presenting relationships among the concepts acquired during their architectural education.

 

Grafik Tasarımcı/ Graphic Designer: Nefes Damla Kalemli

Çevirmenler/ Translators: Yaren Saglık & Şule Dilara Kipel

 

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?