Ankara’yı Sevmek

Deniz kenarında, küçük bir şehirde büyüdüm ben...

| Aralık 2016


Deniz kenarında, küçük bir şehirde büyüdüm ben. Sahil yolunu Birinci Dünya Savaşı sırasında yapılmış yeşil panjurlu tarihi Fransız binalarının süslediği, asla çok büyük kalabalıklarla ya da içinden çıkılmaz bir trafikle karşılaşmayacağınız, herkesin tanıdık ve sıcakkanlı olduğu, ılık havanın ve mayıstan kasıma bizi kucaklayan sıcacık bir denizin olduğu küçük bir şehirde… Burada yaşamayı her zaman çok sevdim ama üniversite için bir başka yerde yaşama fikri her zaman cazip gelmiştir. Bu fikir ise beni direkt olarak Ankara’ya götürüyor. Annem ve babamın da üniversiteyi okuduğu, hep güzel sözlerle ve anılarla bahsettiği bu güzel şehir… Evet, pek çok kişinin aksine ben Ankara’yı çok severim. Burada geçen üç yılın ardından burası artık benim ikinci evim.

Öyleyse, hikayemizi anlatmaya en başından başlıyorum.
İlk izlenimler önemlidir derler! Benim Ankara’ya ilk gelişim bir 23 Nisan’a denk geliyor. Ama delicesine yağmurlu bir nisan. Yola çıkış anımızdan itibaren gezinin her ayrıntısı şu an bile gözümün önünde. İlkokuldayım o zamanlar. Atatürk’ü, Ankara’sını sadece hayat bilgisi kitaplarında görmüşüm ama önemini tüm kalbimle biliyor ve hissedebiliyorum o yaşımda.  Dediğim gibi beni o gün yağmurlu bir Ankara karşıladı ama şimdi düşündüğümde keyifle hatırlıyorum. Atatürk Orman Çiftliği’ni, muhteşem dondurmasını, Anıtkabir’in görkemini, daha bulunduğu semte adım attığımızda duyduğum heyecanı, lunaparkta gün boyu çılgınca eğlenişimizi, hayvanat bahçesini… Doyasıya eğlendiğim, döndüğümde bir hafta etkisinden kurtulamadığım bir deneyim olmuştu benim için. Belki bu yüzden üniversite için hiç tereddüt etmeden buraya gelmek istedim.

     Ankara deyince her insanın farklı bir düşüncesi vardır. Belki de bu kadar üzerinde düşünmeye gerek yok, belki sadece ikiye ayrılırlar: sevenler ve sevmeyenler. Sevmeyenler, ama orada deniz yok ki diye başlar söze sonra da griliğinden dem vururlar. Bense burada okumaya başladığımdan beri öylesine sahiplendim ki, her kötü söze karşılık söyleyecek bir cevabım var neredeyse. Doğru, sık sık denizin mis gibi kokusunu içime çekmeyi özlerim ama özellikle Bilkent’te yaşayan birisi olarak buradaki muhteşem ağaçların Ankara’nın deniz ihtiyacını karşıladığını bile söyleyebilirim. Her ilkbaharda aldıkları muhteşem renklerle gözünüz başka rengi görmez olur, sonbahardaysa hem yerleri hem dalları süslerler. Üzerlerinde kar taneleriyle gördüyseniz hele bir de o manzara ömrünüzce aklınızdan çıkmaz. Kışı çetindir, kuru havası iliklerinize kadar dondurur. Bilkent’teyseniz dört gözle beklediğiniz kar tatili asla gelmez boşuna umutlanmayın onun yerine çıkın dışarı ve arkadaşlarınızla kartopu oynayın! Zaten öğrenciliğin zorlukları ilerde hep keyifle hatırlanmaz mı?

Hani Atatürk’ün bir anısı vardır ya, herkes ona bu çorak topraktan adam olmaz der de o yine Atatürk Orman Çiftliği’ni kurmaya kararlıdır ya ve her şeye, herkese rağmen başarmıştır ya bence hepimizin de Ankara’yı onun bakış açısından görmeye ihtiyacı var. Onun buraya olan inancını benimsemeli, burada gördüğü umut ışığını görmeye çalışmalı, hatta burayı belki de sadece o burada bizimle birlikte diye sevmeliyiz. Eğer sevmeyenlerdenseniz özellikle tarihi bir kısmında sokağın başına geçin ve sokak lambalarıyla ağaçların görüntüsüne, cumhuriyet döneminde kazandığı önemi düşünerek, sıfırdan nasıl bir şehir yaratılıp nasıl bugünlere getirildiğini idrak ederek tekrar bakın. Cumhuriyetin ilk yıllarında, hem halkın sosyal yaşantısını belirlemesi hem de ulusal mimarinin oluşturulmasında ilk adımlar niteliğinde olan eski bakanlık binalarına, ulustaki binalara, cumhuriyetin kurulmasına orada karar verilen ve her önünden geçtiğimde tüylerimi diken diken eden ilk meclis binasına, opera binasına her birine farklı bir gözle bakmayı deneyin, altlarında yatan anlam ve önemi ruhunuza işlemeye çalışarak. Bir devrin kapanıp, yeni bir devrin oluşturulmasında simge haline gelmiş bu şehri…

Bana kalırsa hayatının herhangi bir döneminde burada yaşamış bir insan için Ankara mutlaka derin izler bırakmıştır, bırakacaktır ve günün birinde yine gelip ziyaret etmek isteyecektir. Anıları yad etmek, eski bir dostu karşılamak, sokaklarında paltonuzu giyip insan kalabalığına karışıp şehrin ritmine uzaktan da olsa dahil olmak, ağaçlarla dost olmak için her şeye rağmen…

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?