8 Mart: ‘Kadın’a Bir Bakış

Kadın, istediği her şey, istemediği hiçbir şeydir...

| Mart 2018


Kadın. Osmanlı’da birkaç yüzyıl önce erkek nüfusu, öküz ve kadın sayımı ayrı ayrı yapılan, insan, koruyucu, saldırgan, anne; yaşamın özü, yaşamı ayaklar altına alınan, ‘Kadınlar insan mıdır?’ sempozyumunun ana objesi, meta, kızınız, arkadaşınız, sevgiliniz, imrenerek baktığınız, kıskanarak baktığınız, aşağıladığınız, övdüğünüz, sıfatlandırdığınız, yargıladığınız…

Kadın, her şeydir, istediği her şeydir, istemediği hiçbir şeydir.

Bu hayata hem idealist hem de realist yaklaşma taraftarıyım. İnsan idealist doğar, realist ölür. Büyük hayaller kurar, çalışır, elde edemez, daha çok çalışır, yine elde edemez, vazgeçer, ‘gerçeklerle’ örtülü bir hayata biraz boynu bükük devam eder. Daha da çok çalışan, çevresini iyi analiz eden, kendini iyi tanıyan, belki hayatın güzel enerjisinin göz kırptığı ve adını ‘şans’ koyduğumuz, ‘iyi’ insanlara denk gelen bir tutam ışık çarpar ve başarılı olur insan, yükselir. Bir kadının çevresini iyi analiz etmesi zorunludur, hayallerini büyütebilmek için… Kültürünü, geleneklerini, toplumda ne konumda olduğunu, insanların algılarını kadınlara ne denli yansıtabileceklerine izin verildiği, yasaların onu nereye kadar koruyabileceği, bunların hepsini bilmek zorundadır kadın, kendi bağımsızlığını başkalarının eline bırakmak istemiyorsa, veya Mehmet Aslantuğ’un da dediği gibi ‘Kadın evinde üretimden çekilip bütün istikbalini bir adamın vicdanına, aşkına, samimiyetine, günün sonunda bir gün aklının karışmasına yanılgılarına bırakmamalı’.

 

Şiddet konuşuluyor medyada, 8 Mart, kadınların başına gelen haksız olayların defalarca kere gözümüze çarpıtıldığı bir gün. Bir arkadaşım sordu; “Neden yürüyüş yapmak yerine kadınlar gününü kutlamıyorsunuz? Mesela bir şeyler içmeye gidersiniz.” dedi. Henüz kutlanacak bir konumda değiliz. Bunun sorumluluğu hepimizde. “Tamam erkek kadına şiddet uygulamasın, peki ya kadınların erkek arkadaşlarına attığı tokatlar ne olacak? Feminist olacağınıza neden her şeyin en temeli olan ‘hümanist’ olmuyorsunuz?” diyor diğer insanlar da. Feminist olmak, kadının insan olduğunu kabullenmektir ve insana davranılan belli bir davranış biçiminden, yasa karşısındaki eşitlikten ve bir birey olarak insana duyulan saygıdan bahsediyorsak, bu herkese uygulanmalıdır; adamlara da, çocuklara da, kadınlara da. Bunun dili, dini, ırkı olmamalıdır.

 

Kadınların çevresini iyi analiz etmeleri gerektiği konusuna geri dönecek olursak ideallerini büyütebilmesi için, önündeki yol açıklıklarını veya engelleri iyi bilmek zorundadır, yani gerçeklerle yüzleşebilmelidir. Kendini karakterinden ödün vermeden koruyabilmesi için de içinde bulunduğu ‘algının’ bilincinde olmalıdır ki algı manipülasyonuna gelmesin. Bunlar kültürün caydırıcı etkenleridir. Çalışmak yerine maddi durumu iyi koca bulmak, gezmek yerine evde vakit geçirmeye devam etmek, bunlar hepimizin gündelik yaşamda şaka yollu da olsa muhabbetini yaptığı konular. Bunların çıkış noktası ise, toplumda var olan kalıplara konmaya alışmış, eşitsiz yargı kuramları. Bunun çıkış noktası ise, kadının kadına destek olarak yükselmesi. Anlayamadığım bir konu, bir kadının, bir kadının ayağını kaydırmaya istekli olmasıdır. Bir iş kadını, kendi statüsünü tehdit eden benzer pozisyondaki kadınla sağlıklı bir rekabet içinde olmalıdır evet, ancak bu asla ‘kadın’ algısıyla oynamanın mazur görülebildiği bir sistem içinde olduğumuz anlamına gelmemelidir. Bu ancak ileride bütün kadınların kuyusunu kazmaya devam edecektir.

 

Babalara sesleniyorum… Kızınızın okula başladığı ilk günü düşünün, önünde koskocaman bir hayat, onu bekliyor. Elinde balonu, eşinizle beraber alıp, özene bezene giydirdiğiniz şirin elbisesi ve masum gülümsemesiyle parka götürdüğünüz, 4-5 yaşlarında henüz dünyayı anlamaya çalışan ufacık bir kızken verdiğiniz cevapların samimiyetini düşünün. Belki kızdınız ona, korumak için, ‘geç saatlere kadar dışarıda kalma’ dediniz, ‘sana her yanaşanla muhatap olma’ gibi öğütler verdiniz, hayatın acı gerçeklerini henüz gencecikken, saf bir kalbi varken görmesin diye. Onu bir ‘akvaryumda’ yetiştirdiniz, denizler, okyanuslar, onu dalgalarının içine alıp sürüklemesin diye. Tabii çok şirin ve akıllı oğullarınıza da aynı iyi niyetle yaklaştınız ama malum, 8 Mart’tayız, kalan her gün de onları konuşabiliriz. (‘Niye kadınların bir günü var ancak erkeklerin yok?’ diye bir soruyla da karşılaştım, ailemin cevabı, kalan her gün beylerin…). Ancak dalgaları bilmeyen bir insan, zamanı geldiğinde ne yapsın? İlahi bir güç ona sörf tahtası vermeyecek. Zamanla, adım adım, büyüyecek kızlarınız ve sizin hep hayalinizi kurduğunuz gibi başarılı bir kariyeri, birbirlerini karşılıklı olarak mutlu eden bir eşi olması için, sizin elinizden tutarak, sağlıklı bir şekilde büyüyecek. Onları yalnız bırakmayın. Farkında olmadan, anlık yorumlar yaptığınız erişkin kadınları düşünün. Belki iş yerinizdeki meslektaşlarınız, okuldan arkadaşlarınız veya sokakta gördüğünüz ve kıyafetini onaylamadığınız, bu yüzden de birkaç saniyelik de olsa aklınıza düşen olumsuz bir yargı. Bunun, ivmelenerek arttığını ve kadının toplumdan dışlandığı gerçeğini düşünecek olursak, her bir bakışın, her bir düşünce tohumunun buna etkisi var. Kızıyla beraber gezen babaları her zaman takdir etmişimdir, onlara gerekli özgüveni aşıladıkları ve hayatı en doğru şekilde öğrettikleri için. ‘Herkes bu kadar şanslı olamıyor’ diyecek olursanız, bol bol okuyan, bol bol film seyreden, bol bol çalışan ve bol bol yaşayan kızlar, sürekli düşünen, sürekli ilerleyen ve çift taraflı, hem kendi hem başkalarını, objektif ve yapıcı bir şekilde eleştirmeyi öğrenen ve hatalarından ders çıkaran, iyi niyetten şaşmayan kadınlara evrileceklerdir, buna inancım sonsuz.

 

Tabii günümüzde bunun bir destekçisi de kadın toplulukları. www.womeninpowerprogram.com’daki The Predator (Schley, 2004) isimli kompozisyonda, avcı ve yırtıcı hayvan olan predatörün kadınla olan bağlantısından söz edilmiştir.

‘Sağlıklı bir dışavurumda, predatör enerji bizim aklımız, stratejik düşünme yeteneğimiz, yaratıcı zekamız, doğruyu konuşma yeteneğimiz, çelişkileri kavrama kapasitemiz, espritüelliğimiz ve oyun anlayışımızdır.’

Kendini kabullenen, yükseklere taşıyabilen ve başını asla eğmeyen kadınlara…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

 

REFERANSLAR

Schley, Sara (2004). The Predator.  http://www.womeninpowerprogram.com/images/predator_essay.pdf

Our February Mood Board

Yazımızı beğendiniz mi?

Diğer Yazılarımıza Göz Atmak İster Misiniz?